kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2015 Perşembe

Rengarenk Murakami


  Murakami okumaya İmkansızın Şarkısı ve Sahilde Kafka ile başlamıştım. Kafka Tamura hala hayatımda bir yerlerde dolanmaya devam ediyor. Hayatınıza giren bir kahraman bir daha çıkmıyor. 1Q84'te olduğu gibi.

  Aslında Murakami öyle tuhaf bir yazar ki, ya çok seviyorsun, ya da hiç haz etmiyorsun.
Gördüğüm kadarıyla "eh işte" diyene rastlamadım. Hep bu ikisinden biri. Hoşlanılmamasının nedeni aslında basit. Hikayede kesinlik isteyenler, "tamam kitabın sonu öyle bir bitecek ki, her şey yerine oturacak ben de rahat bir nefes alacağım" diyenler, genel anlamda kitaplarından hoşlanmayanlar diye düşünüyorum ki çok anlaşılabilir.Çünkü gerçekten insan bazen yazarı da sevse, ne yazsa okuyacak durumda olsa da o "son" kısmın direk bir yere bağlanmasını istiyor.

  Ben çok sevenlerdenim. Bayılarak okuyanlardanım. 1Q84'ün çok sevdiğim kısımların altlarını çizerek, post-it leyerek okumuştum. 1250 sayfa olmasından dolayı da ortaya böyle rengarenk bir görüntü çıkmıştı. Yoksa Murakami'nin öyle "renkli" bir dünyası olduğu söylenemez :)

  Kaygılarla, umutlu umutsuz sevgilerle, gizemle, olağandışılıkla doludur. Önce seninle tanışır ve fonda hiç durmak bilmeyen bir playlist ile yolculuğuna eşlik etmeni sağlar. Yönü o belirler, durakları da o seçer. Gittiğin bardaki içkiyi, mola yerinde yediğin yemekleri, yol için zulaladığın her şeyi o ısmarlar. Gerçekleri söyler, kalbini kırar. Meraklandırır, sabrettirir. Son ipuçlarını açtığında seni müsait bir yerde indirip kendi hikayesini sana emanet eder. Orası sayfaların bittiği yer işte.

Sonu kurduğum hayallerle renklenen, ya da daha çok dibe batırdığım kitaplar. Demem o ki, kitaplarında son diye bir şey yok. Olduğunu sanıp rahatlasanız da, bir bitiş cümlesiyle bin kapı açabilirsiniz.

Ne adammış be! :)

Rengarenk Murakami'den birkaç alıntı, tespit vs. Fonda Sinfonietta ile;












6 Ağustos 2013 Salı

Yeni Yeni Kitaplar / Ucuzkitapal.com

Kitap sitelerini dolanırken Ucuzkitapal.com sitesini bulmuştum birkaç gün önce. Liste fiyatlarından çok daha düşük fiyatlara kitap bulabiliyorsunuz. Her çeşit, sınavlara hazırlık kitapları dahil.
Denemek amaçlı kendime birkaç kitap almak istedim ve tanesi iki liradan 7 tane kitap siparişi verdim :)


Yayınevleri ve Liste Fiyatlarıyla birlikte sırasıyla;

1. Ferhat Uludere - Sayıklamalar / Phoenix Yayınevi (Öykü, 7,5tl)
2. Greg Bottoms - Meleklerin Düşleri / Phoenix Yayınevi (12,5tl)
3. Cihan Terlan - Keşke / Callisto Kitap (12tl)
4. Jaycee Dugard - Çalınmış Hayat / Callisto Kitap (12 tl)
5. Mauro Mevlüd Martino - Rücu / Callisto Kitap (17tl)
6. Xiaolu Guo - Sessiz Çığlıklar / Callisto Kitap (14tl)
7. Mustafa Samsunlu, Mehmet Mollaosmanoğlı, Ece Özbaş Korkmaz, Ümit İhsan, Aşkın Güngör, Şebnem Pişkin - 6 Üstü hikaye / Postiga Yayınları (15tl)

Rücu, 6 Üstü Hikaye ve Çalınmış Hayat'ı görünce direk sepete atmıştım. 
Diğerlerini duymamıştım ama ilgimi çektiği için sepete girdiler. 
Gelişi biraz sıkıntılı oldu ama -siparişi onaylatmak için birkaç kez aramam gerekti- genel anlamda memnun kaldım.

Dün akşam saatlerinde İstanbul'a geldim ve yanımda Sessiz Çığlıklar ile Çalınmış Hayat'ı getirdim.
Jaycee Dugard'ın hikayesini okumak istiyordum. Başladım bile.


Belki siz de onu tanıyorsunuzdur, bir ara çok haber olmuştu.
Ön kapağını okuyun, ben bir şey diyemeyeceğim. 
Okuduktan sonra bir yorumu gelecek.

Göz atmak isteyenler için, kitap alışveriş sitesi için buraya bir tık

27 Aralık 2012 Perşembe

Haruki Murakami - Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında


Birkaç hafta önce okuyup bitirdiğim, yazısını bekleyen bir kitaptır bu. 
Murakami'nin okuduğum üçüncü kitabı ve Sahilde Kafka'dan sonra ikinci sırayı aldı diyebilirim.
Diğer iki kitaptaki gibi bir anlatım tarzı, ama farklı olan bir şeyler vardı burada.
Daha doyurucuydu sanki.
Her şey, kalıbına uygun yazılıp, anlatılmış.
Olay başlıyor ve bitiyor.
Murakami'nin kitapları, anladığım kadarıyla hep sonu olmaz diye düşünmüştüm öncekileri okuyup bitirdiğimde.
Bu öyle değildi. Kafamda her şey yerli yerine oturdu. Evet, yine karışık bir son. Ama beni tatmin etti.
Yorumladığım kitapların konularından bahsetmeyi pek sevmediğimden, sadece bir alıntı yapayım.

"Kendimden kaçabileceğime cidden inandım, çabalamaya devam ettiğim sürece. Ama hep sonunda dibe vurdum. Her nereye gidersem gideyim karşımda hep kendimi buldum. Eksikler olduğu gibi kaldı. Aynı eksik parçalar asla doyuramayacağım bir açlıkla üstüme geliyordu. Galiba beni tanımlayan şeyler bu noksanlıkların ta kendisiydi."

Bunu okuduğumda, zaten kitapla ilgili düşüncelerim çoktan belli olmuştu. Müthiş.

Bir de, Murakami'nin kitaplarındaki kapak tasarımlarının çok iyi olduğunu söylemiştim. Buna yine değinmek istiyorum.
Bu kitabı elime aldığımda, açıkçası bir şeye benzetemedim. Benim algılarımla ilgili bir sorun muydu bilmiyorum ama, bitirdikten sonra şöyle elimde evirip çevirince, tabi ya! diye sırıttım kendi kendime.
Benim gibi fark edemeyen varsa, göstereyim;


Bu yandan baktığınızda, "sınırın güneyinde" dermiş gibi görünen basit bir hatun profili.


Diğer taraftan da, "güneşin batısında" yı vurgulayan bir adam profili.

Bu adamın kitaplarının kapak tasarımını yapan kişiye buradan selam olsun!
Hastasıyım.

Murakami'nin, okuduğum diğer kitapları olan;

İmkansızın Şarkısı için buraya bir tık

Sahilde Kafka için buraya bir tık

26 Aralık 2012 Çarşamba

Yeni Oda

Taşındığımda aslıda kafamızda belirli bir yer yoktu. Çünkü 3 hatun yaşadıkları için, ev de 3 oda bir salondan oluşuyor. Ama salon büyük olduğundan, bir bölümünü benim odam olması için ayırdık ve ben de oraya yerleştim. 


Kışın balkona çıkılmadığından dolabımı, hemen önüne yerleştirdik. Üzerini kitaplığım olarak ayarladım. İzmir'de olan kitaplarımdan oluşan yeni kitaplığım bu oldu.
Yanındaki duvara da, benim için önemli olan materyalleri ekledim.


Kitaplık benim için odadaki en önemli şey. Eşyalarımdan, masamdan önce, bavuldan çıkardığım kitaplarıma nefes aldırdım. Özenle yerleştirip, diğer eşyaların düzenine geçtim. Hemen yatağımın karşısına koydum onları ki, sabah kalktığımda göreceğim ilk şey olsunlar.


Yatağın kenarında duvarda yer alanlar. Singing in the Rain Şebnem ve Duygu'dan doğum günü hediyesiydi.
Geldiğinden beri baş ucumda.
Hastası olduğum Dünya Haritası'nı da Şebnem'in babası benim için getirmişti.
Ve alttaki ufak görünümlü dünya!
Gece, ışık olmadığında onu seyretmeye bayılıyorum. Öyle güzel parlıyor ki.
Zaten içinde yaşadığım düşlere, bunların büyük katkıları var.


Bugün aldığım ve görünce tam benlik! nidalarıyla aldığım kupa.
Masamda duruyor olacak sürekli.
Mevcut kupa sayım çok fazla olsa da, üzerindeki "martı", deniz feneri ve yelkenlilerle her baktığımda içimi açıyor.
Bana, Martı'yla ilgili güzel planlarımı hatırlattığı için önemli.

Şimdilik, odamdan gösterebiliceklerim bunlar. Masamı şekle şemale soktuğumda, onu da fotoğraflarım. 
Tek eksik olan şey, perde artık. Salon ve benim odamı ayırabilmesi için araya ufak çapta bir şerit olacak.
Bu huzurlu evimden yazdığım ikinci yazı. Umarım bundan sonrası da hep böyle olur :)

15 Aralık 2012 Cumartesi

Bir Huzur Bulduk

Bir haftadır bir şeylerin kararını vermeye çalışırken, sonunda her şeyi ayarladığımızdan dolayı taşınıyorum. Blogu takip edenler bilirler, Öğrenci Köyü denilen bir yurtta kalıyor idim. Ama sınav zamanlarında 3 hatunun -ev arkadaşlarımın- evinde ikamet ediyordum.
Artık tamamen taşınıyorum. Bu sebepten dolayı da yazılar biraz aksıyor vs. Affola.

Geçen gün Şebnem'le Büyükpark'a gidip kitap okuma niyetindeydik. Canımız banklarda oturmayı istemeyince, yeşilliğin ortasında sanki bizim için oraya yapılmış bir alan bulduk ve yayıldık.


Havanın soğuk olmasına aldırmayıp, gidip orta yerine oturduk. 
Dersimi bekleyene kadar zaman geçirdik. 
Ve kitapları çıkardık.


Uzun zamandır huzuru bu kadar içten yaşamamıştım. 
Martı'yı okuyuşum 87324920. kez sanırım. Jonathan Livingston'la büyümek bir insanın kişiliğini etkiliyor bir de.
Altını çizdiğim cümlelere, tekrar okumalara doyamıyorum.
Bu parka en çok yakışan da, içindeki Martı'lar oldu.
Kitabı açtığınızda, içinden çıkıp uçacaklarmış gibi.


Bayağdır fotoğraf çekilmemişim bir de, onu fark ettim. 


1 nolu ev arkadaşını görüyorsunuz. Bir önceki yazıdan, yeni hala olduğunu bilirsiniz.
Hatun şirinlikten ölüp gidecek. 


Koşturmacaların içinde, iyi bir gün ayırdık kendimize. Bundan sonra her kitap okuma isteğinde, orada bulunacağız sanıyorum. 
Yazacak çok şey, okuduğum kitapları anlatacak çok yazı bekliyor sırada. Her şey düzene girince, daha sık yazacağım elbette. 

Yazılarınız, yorumlarınız için çok teşekkür ederim. 
Özellikle bir önceki yazıda, Altay bebeğe dilekleriniz için ayrıyetten çok teşekkürler!
İyi ki siz varsınız. Burada olduğunuzu bilmek, iyi hissettiriyor :)

31 Ekim 2012 Çarşamba

Yolculuk Varken, Ne Hallerdeyim!


Yarın 12'de yolculuk var. Mağlesef ki bu sefer uçakla gidiyorum.
Bavul ortalıkta hazırlanmayı beklerken, bu dağınıklığın içinde, ben oturmuş burada bırakacağım kitaplardan çıkarttığım alıntıları defterime yazmakla meşgulüm. Yoksa aklım onlarda kalacak.

Yeni aldığım bir kaç kitap var, onları bir ara yazacağım.
Bir de bir yorumda kalemlerimi göstermem istenmişti. Ama İzmir'de olan kalemleri de ekleyip yazacağım artık.
Ben esnaf gibi çalıştığımdan, işleri bayağı bir sarkıtıyorum sanırım.
Ama aklımda, unutmadım. Valla.

Şimdi dönüp şu alıntı hallerine bir çeki düzen vereyim. 
Ödevini son güne bırakmış çocuk gibiyim :)

19 Ekim 2012 Cuma

İstanbul'dan Sesleniyorum


Dün gece 11 uçağı ile İstanbul'a gelmiş bulunmaktayım.
Bekleme halim bu şekildeydi. Snickers'la büyük aşk yaşıyorum şu sıralar.

İzmir'de tez işlerini, koşturmacalarının bir kısmını halledip, bayramı beklemeden erken gelmemin de bir sebebi var elbet.
Saat itibariyle bugün ablamın söz günü. Geldiğimden beri buradaki koşturmacalar da bitmedi tabi, ama boşluk buldukça bakınıyorum buralara.

Umarım herkesin keyfi yerindedir!
Çokça güzel bir hafta sonu diliyorum!

16 Ekim 2012 Salı

Mine Söğüt / Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey

Mine Söğüt'ü okumak için sabırsızlandığım bir zamanda aldım kitabı elime.
Beni bu hatunla sevgili Cessie tanıştırdı, o yorumlar yorumlamaz da gidip kitabı almıştım.
İyi ki buna öncülük etmiş diyorum.
Önce Mine Söğüt'ün kendisini araştırmıştım, bir sürü bilgi edindim. Beni kendine çekti resmen. Cessie de sağolsun onunla ilgili bir çok paylaşımda bulundu. Ve ben hatunu tanıdıkça, daha kitabını bile okumadan çoktan favorim olmuştu bile.
Yazım tarzı da, tam tahmin ettiğim gibi kendine özgü, garip.

Daha önce pek okumadığım türden bir anlatım diyebilirim. Nasıl tarif edilir bilmiyorum ama biraz karanlık, aynı zamanda tam bu karanlığın içinde sizi boğacakken bir anda toparlıyor.
Bu yüzden tarzı bana iç karartıcı gelmedi, bazı yorumların aksine.
Kendi kalemini bulmuş bir kadın bu, bir kitabını okumakla bile anlayabiliyorsunuz.

Ayrıca son zamanlarda okuduğum en iyi sona sahip romanlardan biriydi Madam Arthur Bey'in hikayesi.
Kitabı bir günde bitirdiğimi söylersem, belki akıcılığını aktarabilmem daha kolay olur. Elime aldım, ve bitti.

Mine Söğüt'ü daha iyi tanımak için sanırım bütün kitapları, listemde ön saflarda yer alacak. Kendime bu tarz bir Türk yazar arıyormuşum ben meğer, fark etmeden. Artık blogta kitaplarını bol bol görebilirsiniz.

Sevgili Cessie'me de bolca teşekkürlerimi iletiyorum :)

Siz nasıl, hangi kitaplarından tanırsınız Mine Söğüt'ü?

12 Ekim 2012 Cuma

Marc Levy / Gölge Hırsızı


Gölge Hırsızı'nı geçtiğimiz aylarda bloglarda çok sık görmüşsünüzdür, malum D&R'ın Can Yayınları kampanyasının bence en iyi kitaplarından biriydi.
Ben de kampanya kitaplarına bakarken elim direk bu kitaba gitmişti.

Konusu çok ilginç gelmişti, adından da anlaşıldığı üzre gölge hırsızı olan bir kahramanımız var.
Ama benim için kitabın en sevdiğim yanı bu fantastik tarafının olması dışında, asıl kişinin hayatına tamamen hakim olabilmeniz. Yani olay sadece genç adamın bu özelliğine odaklanıp gitmiyor, yaşamındaki sorunları, ailesini ve aşkını da anlatıyor.

Hiç uzatılmadan, tam da bitmesi gereken yerde bitti. Olaylar çözüldü ve ben rahat bir nefes aldım. Karar okuyucuya bırakılmadı yani. Artık korkuyorum karşıma öyle bir şeyler çıkacak diye.
Sanırım bu konuda Murakami dışında başka bir yazarı kaldıramam çünkü.
Hem öyle mıç mıç bir aşkla da karşılaşmıyorsunuz. Olabildiğince saf, gerçekten.

Bu kitabı okuduktan sonra Marc Levy'nin diğer kitaplarına da sarmayı düşünüyorum.
Şimdiyse delicesine merak ettiğim Mine Söğüt'ün "Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey" kitabına başladım. Bir sonraki kitap yorumu oradan gelecek.
Küçük Kara Balık'tan sonra tabi :)

"Birine bağlanmak son derece tehlikeli. İnsanı inanılmaz incitiyor. Onu kaybetmenin korkusu bile acı veriyor. Bunun olabileceği daha önce aklımın ucundan geçmezdi." (syf; 86)

D&R'da Can Yayınları kampanyasından aldığım diğer kitaplar için, buraya bir tık.

11 Ekim 2012 Perşembe

Küçük Kara Balık Sevinci

Bu sabah rutin ikea kahvaltılarımızdan yaptık eski oda arkadaşımla. Ikea benim kaldığım yerin hemen yanında, yani gözümüzü açar açmaz orada buluyoruz kendimizi. Hem bu yüzden hem de;


Şöyle bir kahvaltı servisi bize sadece yaklaşık 3,5 liraya mal oluyor. 11'e kadar da sürüyor. Bir öğrenci için velinimet tabi :)
Bir de böyle grup halinde teyzeler istila ediyor yemek salonunu, artık günleri ucuz olsun diye kahvaltıya mı çeviriyorlar bilemiyorum. O bildiğiniz yuvarlak masalara kurulup baya kakara kikiri, sabah sabah öyle bir enerji yani.

Buradan çıkınca arkadaşımla bir anlaşma yaptık. Ben onunla nefret ettiğim mağaza turu yapacaktım ama sadece 3 tane, o da benimle benim istediğim kadar D&R'da takılacaktı. Hatta girdikten sonra beni unutup, içerde de tırım tırım aramayacaktı. Kabul etti. 


Ve ben çocuk bölümüne yönelip, eski dostuma kavuştum. Hemen ardındansa uzun zamandır dvd sini aradığım Man On Wire'ı bulup bağrıma bastım. Ve d&r da tam olarak 1 saat 58 dakika kaldık.

Küçük Kara Balık! O bugün benim sevincim oldu. Bir kez Forum'da, bir kez de devletler hukuku dersinde okuyup bitirdim. Doyamadım yine de, hatırlamadığım özlediğim o kadar çok yeri varmış ki. Daha sonra altını çizdiğim birkaç söz için ayrı bir post yapacağım ona.

Man On Wire'ın bendeki değerini ise, yine apayrı bir postta dile getireceğim belki bir gün. Bilmiyorum. Sadece;

"Ben 2008 yılında bir film izledim ve o filmde öyle bir adam tanıdım ki, peşinden koştuğum ve koşacağım ne varsa gani gani ona borçluyumdur." Öyle.

Bir gün seninle tanışacağım Sevgili Philippe, mutlaka.


Burada da bir Küçük Kara Balık mutlusu insan görüyorsunuz. Milkşeyki bile var. 
Şimdi ben 3.kez okuyup hasretimi tam olarak gidermeye doğru yol alıyorum.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Gece Vakti Kitap ve John Lenon da Nereden Çıktı?

Geçtiğimiz akşamlardan birinde, kızlarla birlikte eve doğru yürürken içimizde bir sıkıntıyla, "Öyle bir şey olsun ki, biz bir anda mutlu olalım. Ama artık eve gidiyoruz, ne olabilir?" diye konuşuyorduk. 
Tam o sırada Bornova-Küçükpark'taki alanda kitap standları gördük. Standların önüne birkaç sandalye atıp, üzerlerine "kitap okumak ücretsizdir" diye bir yazı yazılmış. Nedir ne değildir diye heyecanla gidip sorduk ve belediyenin yaptığı etkinlik tarzı bir şey olduğunu öğrendik. Kitap seçip orada istediğin kadar okuyup, geri bırakabiliyormuşsun.

Vakit geç olur diye oturamadık ama 3 kitap 20 liraymış ve Duygu kendine üç tane kitap seçti, madem öyle alalım bakalım diyerekten.



Mistik Şehrin Efendileri, İzlenemez ve Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat onun seçtiği kitaplardı. Standtaki Fatih Bey bizim o kadar ilgili olduğumuzu görünce, kitap sohbetine başladık ve baya uzun bir süre konuştuk. 

Kendisi Yayın B'nin sahiplerinden biriymiş. Atatürk'ün Nutuk'undan çok konuştuk. Onların yayın evinin bastığı bir Nutuk kitabından söz etti bize. Gerçekten çok ayrıntılı ve açıklayıcı kocaman bir Nutuk kitabı basmışlar.

Ve yine Atatürk'ün kendi yazmış olduğu Geometri kitabını hediye etti, üçümüze de.
Sonra kendisinin okuyup beğendiği bir kitap olan İhanet Geliyorum Der Mi?'yi de tutuşturdu elimize :)


Benim, standta asılı duran John Lenon'da gözümün kaldığını görünce, al hadi deyip onu da hediye etti bana :) Şaşırıp kalmamı görmezden gelerek.

Ve orada geçirdiğimiz vakitten, sohbetten o kadar çok keyif aldık ki başka bir şey isteseydik olacakmış herhalde dedik. Bize verdiği hediye kitaplar, hele ki John Lenon, benim bütün gece sırıtmama neden oldu.
Bir ara kızların yanımda zıpladığını hatırlıyorum. İşte bir kitapla böylesine mutlu olabilen insanlarız.

Ve biz bir karanlığı daha arkamızda bırakmış olduk.

26 Eylül 2012 Çarşamba

Veronika Ölmek İstiyor / Paulo Coelho


Kısa bir zaman önce İstanbul'da Alkım Kitabevi'nden İzmir için yaptığım kitap stoğuna dahildi Veronika.
Çok çok merak ederek alıp bir an önce okumak için sabırsızlanmıştım.
Sanırım tam zamanında okumuş oldum.
Her bir satırına, her kelimesine hayran kaldım!
O ince duyguyu okuyucuya nasıl verebiliyor bu adam hiç bilmiyorum.
O kadar ilginç bir sınırda, öyle bir çizgide yürüyor ki sonunun hayal kırıklığı olması imkansız neredeyse.

Bu benim Paulo Coelho'nun okuduğum 2. kitabı.
Diğeri Şeytan ve Genç Kadın'dı, onun yazısı da burada, bir tık
Mektup arkadaşım sayesinde sürekli ertelediğim bu yazarı okumaya başlamış oldum.
Ama dediğim gibi, onu okumak için hayatımın bu dönemi tam zamanıymış!

Ha bir de, Veronika'nın çevresindekilerden biri de bir panik atak hastası olarak anlatılmış kitapta.
Özellikle o kısımları daha ilgi duyarak okudum. Blogun sıkı takipçileri bilir, ben de bir çeşit anksiyete hastasıyımdır.
Bu yüzdendir ki, bol bol altını çizdim okuduklarımın, şimdi hasır sayfalı deftere geçirilmeyi bekliyorlar :)

Şimdi Paulo Coelho okuyucularından öneri isteyebilirim :)
Bir sonraki İstanbul tatilinde birkaç kitabını daha almak istiyorum.
Var mıdır, sıradaki Paulo kitabın bu olsun diyen? :)

10 Eylül 2012 Pazartesi

D&R Kampanyası / Can Yayınları

Dnr'daki 5 liralık Can Yayınlarının kampanyası hep aklımdaydı ama, girip de kitapları kurcalama fırsatı bulamamıştım.

Dün bir umutla girdiğimde standın kaldırıldığını gördüm. Kampanya nerde, bitti mi! diye koşarak bir görevlinin yanına gittiğimde, sadece bir üst kata aldık telaşlanmayın dedi :) Çok üzülürdüm ama ne yapayım.



İçeri girdiğimde dışarısı gayet aydınlıktı, çıktığımda ise hava çoktaan kararmıştı.
Sanırım içeride kendimi kaybetmişim yine.
Ve ben kitapların hepsini neredeyse didik didik ettim.
İşte benim payıma düşenler de bu 4'ü oldu.

Gölge Hırsızı ile Dorotea'nın Şarkısı zaten merak ettiğim kitaplardı.
Patagonya Ekspresi, yol temalı bir kitap olduğundan direk dikkatimi çekti.
Adsız Ülke ise benim için tamamen bir sürpriz olacak.

Bana kalsa daha çok alacağım vardı ama, geçenlerde Alkım'dan da bir çok kitap aldığımdan kendimi durdurmalıydım.
Onun da bir yazısını yazacağım.
Bu gidişle İzmir'e dönerken kitaplarım için hususi bir bavul ayırmak zorunda kalacağım.

Dip Not Olarak; Kampanya Eylül Ayının Sonuna Kadar Sürecekmiş.

8 Eylül 2012 Cumartesi

Düş Kızı ve On The Road Sonunda Buluşur..

Eveett!
O gün bu gün derken bugün için buluşma kararı alıp, görüştük Düş Kızı ile :)
Ogresi ile birlikte onları Galatasaray Lisesinin önünde görünce demiştim zaten, bugün çok güzel olacak diye.
İkisi de öyle bir enerji veriyor ki etrafa! Nasıl güzel insanlar.



Beni çok hoş bir kahveye götürdüler.
Ne kadar oturduk hatırlamıyorum, muhabbetle birlikte anlamadık bile vakit nasıl geçti..
Bir de böyle poz verdik.
Fotoğrafta iki adet göçmen kızı görüyorsunuz :)


Taksim'de daha önce bilmediğim bir yerdi burası ve ben bayıldım!
Sahaf görünce kitapları kurcalayıp durduk tabi, mis kokuyordu mis.
Ayrıca ikisi de bana yer-mekan keşfi yaptırdılar.
Sıkıldığım bir çok yer dışında farklı yerler öğrendim sayelerinde :)


Mephisto'ya uğramasak olmazdı.
Yanında hiç sıkılmadan dolaşabileceğin, kitap-kırtasiye bakan insanların olması öyle güzel ki.
En sevdiğim kısımları didik didik ettik.
Ben bir defter, Düş Kızı da bir gözlük kabı aldı kendine.
Benim defterimi o seçti (bir yazıda onu da paylaşacağım, müthiş!), onun gözlük kabı için de ben fikrimi paylaştım :)


Ara sokaklardan birinde bulunan bir sahafa daha uğradık.
Afişler, kitaplar, plaklar.
Tam bizlik yerler yani.

Çokça keyifli bir gün geçirdik biz böyle.
Kültürel muhabbetler ettik, kitaplardan filmlerden konuştuk, dedikodu yapıp kulak çınlattığımız bile oldu.
İyi ki de görüşmüşüz dedik! ve böyle düşündüğümüzden, ben İzmir'e dönmeden önce tekrar buluşmak üzere sözleştik :)

Fotoğraflarımız da Düş Kızı'nın Ogresi tarafından çekildi. 
Düş Kızı'nın blogu için buraya tık tık. 
Aynı zamanda bugünümüzden o da bir yazısında bahsetmiş, aynı fotoğraflarda ufak bir oynamayla ve farklı içerik ile de ben yazdım :)
Bir sonraki görüşmemizi de yazmak dileğiyle :)

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Kitap ve Kırtasiye Alışverişi

Bugün ablamda rutin Beşiktaş turumuzu gerçekleştirdik.
 Her zamanki gibi Alkım Kitabevi'ne uğrayıp aklımda kalanları bir bir topladım tabi ablamla önceden sözleştik, kitapçıya girdiğimizde mırın kırın etmeden benimle saatlerce bakınmayı göze alarak geldi :)
Kim bilir ne kadar takıldık orada hiçbir fikrim yok, harikaydı.


Haruki Murakami sevdalısı olmam tamamen Sergül Abla'mın suçu.
Ona deli gibi teşekkürlerimi iletiyorum burdan beni onunla tanıştırdığı için, bunu hemen her Murakami yazımda yazmaktan bıkmayacağım :)
Bu yeni çıkan kitabında öyle içim kalmıştı ki, diğerlerini okumadan alacaktım neredeyse ama sabır edebildim.
Bağımlısı olduktan sonra, İstanbul'a ilk gelişimde direk buna gitti elim.

Murakami'nin okuduğum diğer kitapları olan İmkansızın Şarkısı için buraya,
Sahilde Kafka için de buraya tık tık.


Vee Edgar Allan Poe manyaklığımın tamamlayıcısı.
Kocaman hikaye kitabıma uzun süredir kavuşmuşken, şiir kitabım elimde yoktu.
Alkım'da da son iki tane kalmışken artık almanın vaktiydi, her gittiğinde birkaç şiir okumakla olmazdı tabi.


Aldous Huxley'in Algı Kapıları'nı okuyup yazısını burada yazmıştım.
Cesur Yeni Dünya'yı bir türlü okuma fırsatı bulamamıştım, çok araştırmama rağmen almamışım.
Bu eksikliği de tamamlamış oldum.


Mephisto'ya uğrayıp alt üst ettim biraz.
Barunson  defterlerine kafayı takmış durumdayım son zamanlarda.
Daha önce ilk defa aldığım Polar Bear defterini çok beğenmiştim ve çok kullanışlı çıktı.
Nedense ürünlerine de bir tek Mephisto'da denk geliyorum, o yüzden bulmuşken bir defter daha aldım.

Üzerindeki yazının çevirisini Fransızca bilen biri çıkarsa rica edebilir miyim?
Google translate pek ikna edici olmadı da.


Bu da aslında minicik bir not defteri.
Jim Morisson'ı gördüğümde orada öylece bırakamadım, hayran hayran bakıyorum saatlerdir.


Bugünün bir diğer ufak not deferi de bu.
Yollara, özellikle tren yollarına bir hayranlığım olduğunu biliyorsunuz, belli de oluyor zaten :)
Bunu aldım ama sonradan fark ettim.
En made diye bir üretim, ben ilk defa duydum.
Engellilerin üretimdeki yerini kalkındırmak için bir projeymiş, eğer orada fark etseydim birkaç tane daha alırdım.
Çok güzel çeşit çeşit ufacık yol temalı not defterleri var.

Mephisto'ya uğrarsanız bir bakın derim, fakat muhtemelen bulamazsınız o yüzden sormanız gerecek.
Çünkü mağazanın o kadar derinliklerine koyulmuş ki birilerinin fark etmesi neredeyse imkansız.
Bu duruma sinirlendim aslında, eğer destek verilicekse bu doğru düzgün olmalı.
Kuytu köşelerde tutarak bir projeye ne kadar destek verilebilir ki?

Bugünün moral sebebi oldu bütün bunlar. Şimdi onları İzmir'e götürüp dilediğim kadar okumak, kullanmak kaldı.

*Dipnot: Alkım Kitabevi'nde kredi kartsız, taksitli alışveriş yapabiliyorsunuz. Bunu da paylaşmak istedim, şahsen kredi kartsız bir öğrenci olarak bana bu konuda çok yararı oldu.