edgar allan poe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edgar allan poe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2012 Cuma

Düş Kızı ile 2. Buluşma :)

Biz Düş Kızı ile bugün için tekrar buluşmak üzere sözleşmiştik. Ve yine aynı yerimizde yani Taksim'de birlikteydik :)
Öncelikle Limon Ağacı'na götürmek istemişti beni aslında, ama ben oraya daha önce gittiğimden ve açıkçası ..
Neyse işte atlayalım o kısmı, bir şekilde gitmedik. Zaten Taksim bile eksik geldi bugün diyeyim ben. Neyse ki Düş Kızı yanımdaydı :)


İstiklal'in üstündeki Ada kafeye oturduk. Böyle kitapçı aynı zamanda kafe olan o yer.
Yine çok sevdim ben tabi.


Böyle kafa kafaya verdik.
Bir oturduk, uzuuun uzun muhabbet ettik. O beni dinledi sağolsun, ortak oldu anlattıklarıma.
Ben onu dinledim, hem de çok büyük bir keyifle :)


Ogresi bugün gelmedi, geçen sefer tanışmıştık onunla da, fotoğrafçılığımızı yapmıştı :)
Bu sefer fotoğrafçımız yoktu tabi, ama biz yine de çekildik böyle :)


Sonra kalkıp Mustafa Abi'nin yerine gittik.
Vee Düş Kızı çantasından çıkarıp bana aldığı kitabı uzattı!
En sevdiğim hediye kitap! Beni öyle mahçup etti ki, bir o kadar da mutlu oldum :)
Hem de Ada Kafe'de tam da Oscar Wilde'ın kitabına elim uzanmıştı.
Şimdi karşımda "Oscar Nasıl Wilde Oldu?" kitabını görünce uçtum resmen.

İçinde Edgar Allan Poe'nun olması beni benden aldı. Düş Kızı'ndan ayrıldıktan sonra, eve giderken otobüste Edgar'ın olduğu kısmı okuyup bitirdim bile ve tüylerim diken diken oldu!
Dehşete düştüm!
Edgar sever biri olarak, hayatıyla ilgili bir kaç bir şey biliyordum ama, bunun her satırında mahvoldum.
Adamıma daha bir hayran kaldım ve bu durumla ilgili kesinlikle bir blog yazısı yazacağım.

Düş Kızım gerçekten Çok ama Çok teşekkür ederim sana!


Şu ortamın güzelliğine bir bakın.
Kahvelerimiz, önümüzde kitaplarımız.
Öyle güzel bir sohbet ettik ki, harikaydı.
Düş Kızı Murakami'nin kitabından alıntılar gösterdi, onları yorumladık.
Daha kitaba başlamadan heyecanım daha da arttı.


Biz birbirimizi bulduğumuz için nasıl mutluyuz anlatamam.
Daha şimdiden iyi dost olduk, bu böyle de sürüp gidecek tabi.
Sürekli maşallah deyip durduk zaten :)

Bugün o kadar güzeldi ki, dolu dolu sohbet ederken onca saat nasıl geçti bilmiyorum.
Kafam da bir o kadar rahatladı onunla konuşunca :)
Düş Kızı benim için candı, artık iyice öyle oldu. Her şey için teşekkür ederim benim güzel arkadaşım :)

Düş Kızı ile ilk buluşmamız için buraya,
Düş Kızı'nın blogu için de buraya tık tık :)

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Kitap ve Kırtasiye Alışverişi

Bugün ablamda rutin Beşiktaş turumuzu gerçekleştirdik.
 Her zamanki gibi Alkım Kitabevi'ne uğrayıp aklımda kalanları bir bir topladım tabi ablamla önceden sözleştik, kitapçıya girdiğimizde mırın kırın etmeden benimle saatlerce bakınmayı göze alarak geldi :)
Kim bilir ne kadar takıldık orada hiçbir fikrim yok, harikaydı.


Haruki Murakami sevdalısı olmam tamamen Sergül Abla'mın suçu.
Ona deli gibi teşekkürlerimi iletiyorum burdan beni onunla tanıştırdığı için, bunu hemen her Murakami yazımda yazmaktan bıkmayacağım :)
Bu yeni çıkan kitabında öyle içim kalmıştı ki, diğerlerini okumadan alacaktım neredeyse ama sabır edebildim.
Bağımlısı olduktan sonra, İstanbul'a ilk gelişimde direk buna gitti elim.

Murakami'nin okuduğum diğer kitapları olan İmkansızın Şarkısı için buraya,
Sahilde Kafka için de buraya tık tık.


Vee Edgar Allan Poe manyaklığımın tamamlayıcısı.
Kocaman hikaye kitabıma uzun süredir kavuşmuşken, şiir kitabım elimde yoktu.
Alkım'da da son iki tane kalmışken artık almanın vaktiydi, her gittiğinde birkaç şiir okumakla olmazdı tabi.


Aldous Huxley'in Algı Kapıları'nı okuyup yazısını burada yazmıştım.
Cesur Yeni Dünya'yı bir türlü okuma fırsatı bulamamıştım, çok araştırmama rağmen almamışım.
Bu eksikliği de tamamlamış oldum.


Mephisto'ya uğrayıp alt üst ettim biraz.
Barunson  defterlerine kafayı takmış durumdayım son zamanlarda.
Daha önce ilk defa aldığım Polar Bear defterini çok beğenmiştim ve çok kullanışlı çıktı.
Nedense ürünlerine de bir tek Mephisto'da denk geliyorum, o yüzden bulmuşken bir defter daha aldım.

Üzerindeki yazının çevirisini Fransızca bilen biri çıkarsa rica edebilir miyim?
Google translate pek ikna edici olmadı da.


Bu da aslında minicik bir not defteri.
Jim Morisson'ı gördüğümde orada öylece bırakamadım, hayran hayran bakıyorum saatlerdir.


Bugünün bir diğer ufak not deferi de bu.
Yollara, özellikle tren yollarına bir hayranlığım olduğunu biliyorsunuz, belli de oluyor zaten :)
Bunu aldım ama sonradan fark ettim.
En made diye bir üretim, ben ilk defa duydum.
Engellilerin üretimdeki yerini kalkındırmak için bir projeymiş, eğer orada fark etseydim birkaç tane daha alırdım.
Çok güzel çeşit çeşit ufacık yol temalı not defterleri var.

Mephisto'ya uğrarsanız bir bakın derim, fakat muhtemelen bulamazsınız o yüzden sormanız gerecek.
Çünkü mağazanın o kadar derinliklerine koyulmuş ki birilerinin fark etmesi neredeyse imkansız.
Bu duruma sinirlendim aslında, eğer destek verilicekse bu doğru düzgün olmalı.
Kuytu köşelerde tutarak bir projeye ne kadar destek verilebilir ki?

Bugünün moral sebebi oldu bütün bunlar. Şimdi onları İzmir'e götürüp dilediğim kadar okumak, kullanmak kaldı.

*Dipnot: Alkım Kitabevi'nde kredi kartsız, taksitli alışveriş yapabiliyorsunuz. Bunu da paylaşmak istedim, şahsen kredi kartsız bir öğrenci olarak bana bu konuda çok yararı oldu.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Edgar ve Douglas İkilisi

Şu sıralar bütün gün oturup, bir Edgar bir Douglas okuyorum.
Edgar bende sabittir, yanına sürekli bir kitap gelir, bildiğiniz üzre bu seferki Otostopçu oldu tabi.


Evin içinde bu iki tuğla gibi kitapla ordan oraya gezinip duruyorum.
Edgar'ın okuduğum hikayelerini tekrar okuyorum, altını çizmediğim yerleri çiziyorum.
O benim için sabit, sonsuz bir kitap.
Otostopçu'nun da bir kelimesini kaçırmıyorum, başlamadan önce çok güzel bir dille anlatıldığını biliyordum ama bu kadar da eğleneceğimi tahmin etmemiştim.
Ah Marvin, dostum.


Genelde güneş gittikten sonra, balkonda bu şekilde bakınarak kitap okuyorum.
Kucaklıyorum kitaplarımı, yerleşiyorum buraya.
İşin kötüsü Otostopçu'nun ben kitabı okurken, Duygu filmini alıp izledi.
Ama oturup tartıştığımızda, filmde bir sürü eksik olduğu ortaya çıktı.
Şimdi o da kitabı okuma meğilinde.
Bitireyim, belki filmi ben de izlerim bilemiyorum.
Şu an kafamda öyle güzel bir evren kurdum ki, bozulmasın da istiyorum.



Kitap okuma seansı şu sıralar çoğu zaman işte bunun gibi geçiyor.
İkisi de birbirinin sırasını bekliyor, evlatlarım benim.
2 kitabı bitirip ( Otostopçunun Galaksi Rehberi, Evrenin Sonundaki Restorant) 3.süne adım atabildim an itibariyle.
Onca ağırlığına rağmen derslere götürüp, orada da okuduğum oluyor inatla bırakmıyorum.
Bu sıcakta yapılacak olan sınavlar için bana şans dileyin, bu yüzden yazıya pek vakit ayıramıyorum.

Umarım herkes iyidir, yorum bırakamasam da elimden geldiğince dolaşıyorum.

30 Ocak 2012 Pazartesi

İstanbul'da da kar var evet ..

İstanbul'un en iyi yanı şu aralar karın yağması sanırım. Evden  çıkmayıp sürekli bir şeyler yiyoruz artık yemek bloguna dönüşme eğilimim iyice arttı :)
*Biraz fotoğraf :)


Öğrenci olup uzak yaşayınca , normale göre herkesin ilgisi daha bir artıyor 
Döndüğünde senin için yapılan yemekler, özenle hazırlanan tatlılar falan tabi hiçbirine hayır diyemiyorsun :)
O yüzden bu sürekli yemek durumu. Yoksa abur cuburla geçiştiriyorum günleri çoğu zaman, gerçekten.
Tamam bir kılıfa gerek yok, yemeyi de seviyorum işte :)


Herkes bir kar özlemi çekerek fotoğraflara sarılmış, tabi mis gibi karlı fotoğrafları görünce benim de canım çekti. Bahçedeki ağacı yakaladım ben de :)


Benim ömürlük kitabımdan, bu soğuk günde, 
Cam önünde, elimde de sıcacık bir kahveyle bir öykü patlatmalı tabi :)


Serrose'nin önderliğinde kırtasiye kardeşliğine katkı olarak yeni aldığım masa düzenleyicisi, kalemler ve iki minik post-iti  de bu posta ekliyorum :)
Uzun zamandır böyle bir şeye ihtiyacım vardı, tabi bütün kalemlerim İzmir'de olduğundan, şu an içinde sadece yeni kalemler var.


Şibumi'yi aldığım gün bir ayraç da kapmıştım oradan kendime. Yanlış hatırlamıyorsam oğlak derisinden.
Baykuşlara takık biri değilimdir ama elinde bir kitap olunca dikkatimi çekti tabi :)
Şibumi'ye de görüldüğü üzre ancak başlayabildim. Ablamın ben kitap okurken ya da dizi izlerken canı sıkıldığından, onunla vakit geçiriyorum bütün gün. Birkaç güne benden sıkılıcaktır, o zaman devam edicem :)


Edgar Allan Poe, üzerine hangi kitap gelirse gelsin değişmez. Hep benim ilk kitabımdır. O yüzden ben aslında sürekli iki kitap birden okumaktayım. Akıllandım, öyküleri yavaş ve sindirerek okuyorum, bazen tekrarlayarak :)
Yanına şimdi Şibumi geldi.
Bir sonraki kitapta şimdiden hazır. Onu da aldıktan sonra paylaşacağım tabi, aç gözlü görünmek istemiyorum :)

4 Ekim 2011 Salı

Yeniden Doğmak



" Çektiğim acılar gerçekten diri diri gömülsem çekeceklerimin aynısıydı. Korkunç, anlatılamayacak kadar iğrenç acılardı. 
Ama bana bir faydası oldu bu acıların. Bu aşırı uçları yaşayan ruhum acılardan tiksindi. İçimi bir sakinlik, bir huzur kapladı. Sık sık dışarı çıkmaya başladım. Canla başla spor yaptım. İçime doyasıya temiz hava çektim. Ölümden başka şeyler üstüne düşünmeye başladım. 


Kısaca yeni bir insan olarak insanca yaşamaya başladım.

Belki de bu hastalık korkumun sebebi değil, sonucuydu. "

Edgar Allan Poe - Diri Diri Gömülmek

Bütün bunları, ancak ve ancak sonuna kadar yaşamış bir insan yazabilir.
Yaşarken, ölümü iliklerine kadar hissedebilmiş, bunları kağıda dökebilmiş bir insan

Öleceğinden emin olduğu binlerce anın adına,
 ayakta durmaya çalışan bir insan.

Hayattaki hiçbir derdin, hiçbir şeyin önemli olmadığını hemen sonrasında anlayabilen biri, yazının devamında olduğu gibi.

Acılardan tiksinmek;
İncir çekirdeğini dolduramayacak nedenler için döktüğü gözyaşlarının anlamsız olduğunu anlamak ..

Kaldıramayacağını sandığı onlarca durum değersizdir artık gözünde.

Bunun sonucunda kendini de, tutunduğu insanları da serbest bırakır

Sadece yaşamaya çalışır
Artık tutunduğu şeyler bambaşkadır


Ve O; 
yeniden doğar