blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2015 Salı

Sweet Home


Uzun uzun zaman önce şu internet dünyasının derinliklerinde Sarı bir bloggerın yaşadığı gizli bir "ev" varmış. Hah işte o ev, bu koskocaman blog dünyasıymış! 
İçimde kalan her şey, bloga ara verince içimde büyümeye devam etti. Sanmayın ki yazmaya değecek bir şeyler bulamadığım için uzak düştüm. Yazmaya değecek ne çok şey var oysa! Blog değil ama, beni dış dünya yorduğu içindi bu ara. Belki de bir çok blog yazarının yaşadığı bir sorundu. Ne yazacağıma, neyi nasıl yazmam gerektiğine müdahale edildikçe, ben yorgun düştüm! Sonra dönüp dolaşıp eski yazılarımı okudum. Kendi kendime güldüm, eğlendim, hüzünlendim, o yazıyı yazarken ne hissettiysem yine aynını hissettim. 
Vay be dedim! Neler etmişsin!

Demek ki neymiş, insanın blogu kendisinin eviymiş. İnsan orada kendine yer ayırıp, düşüncelerini paylaştıkça, çoğaldıkça her şey daha umutlu imiş.
Yani diyorum ki, AÇILIN! BEN GELDİM! :)

Burada yine benim kitaplarım, müziklerim, filmlerim, gittiğim yerler, gördüğüm güzellikler, etkinlikler, yenilikler, eskicilikler, hastalıklar, sağlıklar, iyi-kötü günler, gülüşmeler, kahkahalar, zaman zaman ağlaşmalar, çiziktirdiğim resimler, düşünceler, paylaşmalar olacak.
Özetle;
Ben ne yazmak ve  ne hakkında konuşmak istersem onlar yer alacak.
Ben tekrar Hoş buldum, Sizler tekrar tekrar Hoş geldiniz!
Bol bol görüşmek dileğiyle!

Yoldaa

İnstagram: yoldaa
Twitter: OnnTheRoad






22 Ocak 2013 Salı

Le TabLeau / Mutluluğa Boya Beni

Bugün boş boş otururken film arayışına falan girmemiştim aslında. Artık pes etmiştim. Sonra Erdi'nin blogunu okurken Le Tableau'yu ve afişini gördüm. Konusu çok dikkatimi çekmişti ve oturup izleyeyim demiştim. Afişi de etkileyiciydi.
Ama böyle muhteşem olacağını bilmiyordum tabi!


Olay bir tablonun içinde başlıyor. Yarım kalmış bir tablo. 
Tamamlanan karakterler, henüz tamamlanmamış olanlar ve taslak çizimi halinde olanlar var.
Aralarındaki eşitsizlik, sınıf çatışması müthiş anlatılmış.


Ramo tam oluşturulmuş bir karakterken, sevdiği kız henüz tamamlanmamış.
Ve onu tamamlaması için Ressamı bulmak adına bütün hikaye başlıyor.
Konunun bu kadar güzel işlenebileceğini tahmin etmemiştim. 
Fikir muhteşemken, batırılır diye çok korkmuştum ama,
Büyüleyiciydi.


Ressam'ı bulmak, Tanrı'ya ulaşmak gibi onlar için.
Siz de filmi izlerken kafanızdaki milyonlarca şeyi sorguluyorsunuz tekrar ve tekrardan.
Her saniyesinde, her cümlesinde duraklıyorsunuz.
"Evet, neden?" diye bir karmaşa oluyor kafanızda.


Beni etkileyen sahnelerinden biri.
Öyle gerçekçi.
Sanırım bu, kadınlar için de geçerli. Sadece kadınlar, daha az farkındalar. 

Sorguladığım şeylerden biri sadece buydu. Sanırım daha birçok kez daha izleyeceğim. Daha iyi anlamak adına. Sıkılmayacağımdan o kadar eminim!

Bu muhteşem filmi tanıtıp, günümü kurtaran Erdi'ye teşekkürler sunuyorum buradan kocaman!

Erdi'nin blogu için buraya bir tık :)

9 Ekim 2012 Salı

Amasya'dan Neler Gelmiş Böyle

Bir Tire yazısından önce, geldiğim gibi koştura koştura nöbetçi bloga gidip aldığım, drwilldone'ın benim için yolladığı paketi yazmak istiyorum.

Dün gece benim kaldığım blogu su basmamış olsaydı ve ben onca suyu odalarımızdan çıkarmak için saatlerce uğraşıp, yorgunluktan bitap düşmemiş olsaydım, bu yazı daha erken gelecekti. Bu durumdan dolayı üzgünüm.

Ben drwilldone'ın blogunda bir ataç görmüştüm ve çok hoşuma gitmişti. Benim için bir tane ayırdığını söyledi, ama gelin görün ki ataçla birlikte neler neler yollayıp beni mutlu etmiş o :)


Kutuyu açtığımda öyle güzelce, özenle paketlenmiş hediyelerimi gördüm.


Gönderdiği not defterlerini çok sevdim! Ortadakinin sayfalarının toz pembeliği ayrı bir güzel tabi.
Tam bir not defteri canavarıymışım gibi hissediyorum kendimi ben.


Ve benim bulamadığımı bilip, onu hatırlayıp bu güzel deco bantları yollamış bana.
Nasıl sevindim bunları görünce!
Blogunda da o bir kutuyu kaplayıp bana fikir vermiş oldu.


Bir de kitap yollayıp beni benden alan bir insan kendisi. Agatha Christie'yi tabi ki ben de çok severim ama bu kitabını okumamıştım. İçinde çok güzel bir notla birlikte kanlı canlı olarak okuma listemde olacak şimdi.



Veee binimum kırtasiye malzemeleri görüyorsunuz.
Bulut şeklinde postit ve diğerlerini ayrı ayrı çok sevdim.
Kalemim de kocaman bak :)

Tabi Hello Kitty'li ataç benim onda görüp beğendiğim ve asıl yollayacağı şeydi.
Ama o bir ataçla kalmamış, bu gördüğünüz güzel şeylerin hepsini benim için paketleyip yollamış.
Sana tekrar çok ama çok teşekkür ediyorum! O yol yorgunluğunun ardından, düşüncelerin ve yolladıklarınla beni o kadar çok mutlu ettin!

drwilldone'ın blogu için buraya bir tık.

26 Eylül 2012 Çarşamba

Lady Jane Diye Bir Hatun Var Hayatımda

Bu akşam tek başıma kös kös odamda oturup tv kanallarını zaplıyorken, birden bire beni hem duygulandırıp hem de sırıtmama sebep olan bir hatun bu Lady Jane işte!
Bana öyle güzel paketler yapıp yollamış ki, bu kapkaranlık geceyi aniden aydınlattı o. Bakın benim için neler yapmış, neler düşünmüş!


Böyle irili ufaklı bir çok paketi görünce iyice heyecanlandım, resimleri bile zor çektim açıkçası :)
Nasıl özenerek hazırlanmış, nasıl sevdim anlatamam!
Bir de mektup tabi, o bana özel. Ve okurken gözyaşlarıma engel olamadım aslında. Bir yandan sırıttım da tabi.

Öncelikle elim bir pakete gitti ve..


Daha önce Elif Şafak kitaplarını hiç okumamıştım. O da benim gibi ön yargılıymış sanırım, pek hoşlanmazmış ama bu kitabını sevdiğinden bana da yollamış. Benim de ön yargımı yıkıp geçecek bir kitap olduğuna inanıyorum çünkü hatun kitap, müzik, film vs konularında zaten yeterince zevklidir :)


Sanki beni bilerek, bu hediyeleri yollamış gibi. Mesela Kaybedenler Kulübü'nü izlememiştim ve şu sıralar izlemeyecektim de. Sebebi popüleritesine karşı olmam. Günün birinde ortalık sakinleşince, herkes hakkında konuşmayı bırakınca usulca izlerim diye düşünüp önüme bir sebep çıkmasını da bekliyordum.
Şimdi gelip bana filmin öyküsü kitabını alınca, bir sebep yaratmış oldu Lady Jane!
Beklediğim böyle bir şeymiş demek ki :)
Önce bunu okuyup, ondan sonra izlemeyi planlıyorum. Sebebim oldun Ceyn :)


Bir Chaplin filmi.. Daha önce izlememiştim tabi, çok ilgimi çeken bir filmdir de aslında.
Hiç fırsatım olmamıştı, gel gör ki hatun bana sürekli fırsatlar yaratıp duruyor :)
Nasıl mutlu oldum bunu da gördüğümde!


Delicesine ayraç! Bir ayraç manyağı olduğum malum zaten. Şu manzarayı görüğümde tepkimi de tahmin edersiniz! Yanında bir de not defteri. 
Tam bir hazine, gömü ve bu hediyelerin değerini belli edecek binimum kelimeler sayasım var!



Magnetler, magnetler..
Türkiye'nin bir çok önemli yerinden resimler olan magnetler, harikalar.
Ve kitap okurken altını çizmem için yollanılan nostaljik kurşun kalemler!
Sağdaki Pearly Pencilları görünce buram buram eskiler koktu burnumda.
Tabi Lady Jane'in dediği gibi yukarıdaki ve bendeki birçok not defterime kırmızı kurşun kalemimle de kırmızı notlar düşeceğim :)


O bu paketi tamamen kendi sevdiği, hoşlandığı şeylerle doldurup yolladı ve tabi zevklerimiz ortak olduğu için benim bunlara bayılacağımı biliyordu! :)
Bu iki kutu da ortak zevklerimizden sadece ikisi, hayran oldum.
Biri ahşap, diğeri teneke kutu ve biz böyle eski püskü şeylere hastayızdır :)
Tabiri caizse o da benim gibi tamamen bir eski kafalı :)
Sağdaki kutunun üzerindeki o kıza baktıkça aklıma sen geleceksin Lady Jane , aynı sen :)

Bu heyecanla, hediyelerimle vakit geçirdikten sonra direk gelip bloguma yazdım. Bizim tanışmamıza vesile olan bu blog bunları da kayıt altına almalıydı tabi ki.

Sabahlara kadar sohbet ettiğimiz bir geceden sonra, Lady Jane ile aramızda ortak bir bağ olduğu kanaatine varmıştık. Zevkler, hayaldekiler, istekler özellikle yaşananlar ve bir çok şeyimiz birmiş bizim. Dediği gibi;
"Sanki paralel evrenlerde aynı hayatı, farklı yüzler olarak yaşayan iki yabancı gibiyiz." ne olağanüstüdür bu.

Şimdi o bana bu müthiş paketi hazırlayıp yolladı ya, ben yarın güne çok daha güzel başlayacağıma eminim.

Lady Jane, Çok teşekkür ederim herşey için! Beni o kadar duygulandırıp, yine de çokça sırıtmama sebep olduğun için de.

Bu blogu açtığım güne şükürler olsun! Böyle bir çok güzel insan tanımama vesile olduğu için minnettarım.

Lady Jane'in blogu için, buraya bir tık.

14 Eylül 2012 Cuma

Düş Kızı ile 2. Buluşma :)

Biz Düş Kızı ile bugün için tekrar buluşmak üzere sözleşmiştik. Ve yine aynı yerimizde yani Taksim'de birlikteydik :)
Öncelikle Limon Ağacı'na götürmek istemişti beni aslında, ama ben oraya daha önce gittiğimden ve açıkçası ..
Neyse işte atlayalım o kısmı, bir şekilde gitmedik. Zaten Taksim bile eksik geldi bugün diyeyim ben. Neyse ki Düş Kızı yanımdaydı :)


İstiklal'in üstündeki Ada kafeye oturduk. Böyle kitapçı aynı zamanda kafe olan o yer.
Yine çok sevdim ben tabi.


Böyle kafa kafaya verdik.
Bir oturduk, uzuuun uzun muhabbet ettik. O beni dinledi sağolsun, ortak oldu anlattıklarıma.
Ben onu dinledim, hem de çok büyük bir keyifle :)


Ogresi bugün gelmedi, geçen sefer tanışmıştık onunla da, fotoğrafçılığımızı yapmıştı :)
Bu sefer fotoğrafçımız yoktu tabi, ama biz yine de çekildik böyle :)


Sonra kalkıp Mustafa Abi'nin yerine gittik.
Vee Düş Kızı çantasından çıkarıp bana aldığı kitabı uzattı!
En sevdiğim hediye kitap! Beni öyle mahçup etti ki, bir o kadar da mutlu oldum :)
Hem de Ada Kafe'de tam da Oscar Wilde'ın kitabına elim uzanmıştı.
Şimdi karşımda "Oscar Nasıl Wilde Oldu?" kitabını görünce uçtum resmen.

İçinde Edgar Allan Poe'nun olması beni benden aldı. Düş Kızı'ndan ayrıldıktan sonra, eve giderken otobüste Edgar'ın olduğu kısmı okuyup bitirdim bile ve tüylerim diken diken oldu!
Dehşete düştüm!
Edgar sever biri olarak, hayatıyla ilgili bir kaç bir şey biliyordum ama, bunun her satırında mahvoldum.
Adamıma daha bir hayran kaldım ve bu durumla ilgili kesinlikle bir blog yazısı yazacağım.

Düş Kızım gerçekten Çok ama Çok teşekkür ederim sana!


Şu ortamın güzelliğine bir bakın.
Kahvelerimiz, önümüzde kitaplarımız.
Öyle güzel bir sohbet ettik ki, harikaydı.
Düş Kızı Murakami'nin kitabından alıntılar gösterdi, onları yorumladık.
Daha kitaba başlamadan heyecanım daha da arttı.


Biz birbirimizi bulduğumuz için nasıl mutluyuz anlatamam.
Daha şimdiden iyi dost olduk, bu böyle de sürüp gidecek tabi.
Sürekli maşallah deyip durduk zaten :)

Bugün o kadar güzeldi ki, dolu dolu sohbet ederken onca saat nasıl geçti bilmiyorum.
Kafam da bir o kadar rahatladı onunla konuşunca :)
Düş Kızı benim için candı, artık iyice öyle oldu. Her şey için teşekkür ederim benim güzel arkadaşım :)

Düş Kızı ile ilk buluşmamız için buraya,
Düş Kızı'nın blogu için de buraya tık tık :)

8 Eylül 2012 Cumartesi

Düş Kızı ve On The Road Sonunda Buluşur..

Eveett!
O gün bu gün derken bugün için buluşma kararı alıp, görüştük Düş Kızı ile :)
Ogresi ile birlikte onları Galatasaray Lisesinin önünde görünce demiştim zaten, bugün çok güzel olacak diye.
İkisi de öyle bir enerji veriyor ki etrafa! Nasıl güzel insanlar.



Beni çok hoş bir kahveye götürdüler.
Ne kadar oturduk hatırlamıyorum, muhabbetle birlikte anlamadık bile vakit nasıl geçti..
Bir de böyle poz verdik.
Fotoğrafta iki adet göçmen kızı görüyorsunuz :)


Taksim'de daha önce bilmediğim bir yerdi burası ve ben bayıldım!
Sahaf görünce kitapları kurcalayıp durduk tabi, mis kokuyordu mis.
Ayrıca ikisi de bana yer-mekan keşfi yaptırdılar.
Sıkıldığım bir çok yer dışında farklı yerler öğrendim sayelerinde :)


Mephisto'ya uğramasak olmazdı.
Yanında hiç sıkılmadan dolaşabileceğin, kitap-kırtasiye bakan insanların olması öyle güzel ki.
En sevdiğim kısımları didik didik ettik.
Ben bir defter, Düş Kızı da bir gözlük kabı aldı kendine.
Benim defterimi o seçti (bir yazıda onu da paylaşacağım, müthiş!), onun gözlük kabı için de ben fikrimi paylaştım :)


Ara sokaklardan birinde bulunan bir sahafa daha uğradık.
Afişler, kitaplar, plaklar.
Tam bizlik yerler yani.

Çokça keyifli bir gün geçirdik biz böyle.
Kültürel muhabbetler ettik, kitaplardan filmlerden konuştuk, dedikodu yapıp kulak çınlattığımız bile oldu.
İyi ki de görüşmüşüz dedik! ve böyle düşündüğümüzden, ben İzmir'e dönmeden önce tekrar buluşmak üzere sözleştik :)

Fotoğraflarımız da Düş Kızı'nın Ogresi tarafından çekildi. 
Düş Kızı'nın blogu için buraya tık tık. 
Aynı zamanda bugünümüzden o da bir yazısında bahsetmiş, aynı fotoğraflarda ufak bir oynamayla ve farklı içerik ile de ben yazdım :)
Bir sonraki görüşmemizi de yazmak dileğiyle :)