ev arkadaşları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev arkadaşları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2013 Salı

Veee Burdayım!

Herkeslere selam ederim!
Umarım bu uzuuun ara boyunca hepiniz iyisinizdir. Takip edenler bilir, okulda son yılımdı ve mezuniyete az kalmıştı. Sanırım internet camiasından tamamıyla uzak durdum bu süre içinde. 
Finaller, mazeret sınavları, bütler ve yumurta kapıya gelince mantığı bünyesinde yer etmiş bir Türk evladı olarak koca bir bitirme tezi hazırlama yoğunluğu içinde geçen süreçten kurtulup......



Mezun oldum!

Hayatımdaki en önemli gelişmelerden biriydi bu. Bir an bitmeyeceğinden korkmadım değil.
Şu 3 hatunla 3 yılda neler yaşadım, neler ettim!
Hepsini bu blogta paylaşabildiğim kadar paylaştım.
3'lü hatunların 4. ev arkadaşları oluşum ve 3 oda bir salonlu evin salon kısmının yarısından benim için oda yaratmamız, İzmir'deki en güzel günlerimin başlangıcıydı, biliyordum.
Her anım bir öncekinden güzel oldu.
Yaşanan iyi kötü her günümüz birlikte hiç ayrılmadan geçti.
Birlikte güldük birlikte ağladık, çok klişe!
EVET GERÇEKTEN ÖYLEYDİ.
Ama bambaşkaydı.

Ama onlardan ayrılmıyorum şimdilik, buralardayım.
Umarım Yüksek Lisans şansını da burda yakalayıp diplerinde olurum. 
İzmir bana hep güzellikler getirdi.
Hayalimi gerçek etti.
Hayatımın en güzel şansını verdi.
Bu yollar nereye çıkar bilinmez.

Şimdilik bu kadar benden. 
Bu blog yine Sarı'nın hayat akışıyla aynı seyrinde kaldığı yerden devam edecek.
Çok özledim!

8 Mart 2013 Cuma

Koca 5 gün

Hayatım boş gibi hissediyorken, bu hafta okula düzenli gidişlerle bir istikrar sağladım sayılır. Vakit geçiremediğim insanlara zaman ayırdım.



 
Beni, yanlarına uğramadığım gerekçesiyle öldürmekten son anda vaz geçen güzide insanlar.
Okul taraflarıdan. Dersten çıktığımda eskisi gibi birlikteyiz yine.
Çok özlemişim.
 
 
Yeni huzur yeri. Büyükpark Teras Cafe.
Önce fazla huzurluydu, sonra arka masaya oturan kadın konuşmasıyla bizi mahvetti.
Yorgunluktan bitap düşmüş bir halde kalktık masadan.
İçimize etti ve çantasını alıp uzaklaştı.
Hağla o sesi kulaklarımda. Nasıl bir şeydin sen la.
 
 
Japon balığına dönüşen ev arkadaşım var benim.
 
 
Diğer bir ev arkadaşım Duygu'ysa çok eğleniyor.
Solda fotoğrafa sonradan dahil olabilmiş gibi görünen Aytaç ise, bizim evin oğlu.
Evlatlığımız. Besliyoruz arada onu.
 
 
Günlerce internetimiz yoktu, bölgede yapılan çalışmadan dolayı.
Elimizde bilgisayar olmadan oturduğumuz günleri hatırlayıp pis 7'liye sardık.
 
 
Şebnem blogda sıkça bilinen ev arkadaşlarımdan tabi. Çok ciddiler.
Pijama partisi tadında olmuş biraz sanki.
 
 
Aslında Alsancak'ta Cafe Del Mundo'ya yani bir gezginin açtığı kafeye gitmek istemiştik.
Öyle bir hevesle hem de!
Yoğunluktan giremeyince, kordon kafelerine kaldık.
Ama ulaşacağım o kafeye en sonunda!
 
 
Bu aslında tipsiz gibi görünen yiyecek, sıcak çikolatalı irmik helvası.
Evde imkanı bol bulunca, Şebnem içine yaratıcılığını katmış.
Tadı müthişti, o ayrı.
 
Onlardan ev arkadaşları olarak bahsetmek kötü aslında. İkinci ailem demeliyim.
Bir aileyle yapılan her aktiviteyi gerçekleştiriyoruz.
Çay demleyip, televizyon karşısında "çiğdem" çitlememiz en basit örneği.

 
Böyle geçmiş benim hafta arası hallerim. Bilgisayarım yavaşlıktan vazgeçtiği zamanlarda yazışmak üzere!

20 Ocak 2013 Pazar

Günler Geçer

Hayat enerjisini geri kazanmak adına, finallerden sonra yapılan aktivitelerden biri Alsancak'ta kahvaltı oldu.
Denize karşı mis gibi kafa dinlediğimiz bir öğleden sonrası. Deniz havasını ne zamandır almadığımı hatırlamıyorum. Aylar geçmiş gibiydi.


Açıkçası düzgün bir kahvaltı yapmayalı da haftalar olmuştu. Sınava giderken ne bulursam onu yediğim günlerden sıkılmışım.


Duygu mahmur. Erken kalkmak pek alıştığımız bir şey değil.


Hah, bir de Alsancak'ta Ziraat'in oradaki durağa yürürken bu amcayı görebilirsiniz.
Duygu'nun dedesi diyoruz biz ona, çünkü ne zaman denk gelsek bir ada çayı alır ondan.
Dede kirayı ödeyemedi kısmıysa, sabit. 
Ama öyle bir adamdır ki, ondan bir şey almadan para veremezsiniz.
Para veriyorsanız, o adaçaylarını tutuşturur elinize hemen.


Sonra bir İnciraltı. Hava nasıl güzel. 
Bir buçuk yıl önce yaşadıklarımızı anlattığımız bir videomuz vardı. 
Bize yeterince uğursuz gelmişti.
Onun üzerine ilk defa dün öyle bir video daha çektik. 
Ne çok şey değişmiş, ne çok şeyi bırakmışız arkada.


Neyse ki her şey atlatılmış Umarım bu seferki video bize iyi gelir, bir uğursuzluk yaratmaz :)

Bütün bu bol hava almalı günden sonra, akşam Duygu ve Şebnem'in Tire'den arkadaşları gelecekti. 
Koştur koştur Bornova'ya döndük, birlikte yemek yiyip her zamanki yerimize gittik.


Beri Blues. 
Artık eskisi gibi olmasa da böyle güzel adamlar var buralarda.
Yaygara'yı dinledik ve ben uzun zamandır eğlenemediğim kadar eğlendim. 

Hele ki şu sol köşede bir adam vardır. Benim gitar hocam olmasından ziyade, İzmir'e geldiğim ilk zamanlardan beri belki de çoğu zaman fark etmeden neşemi yerine getiren, birlikte en çok eğlendiğim ve hayranlıkla da izleyebileceğiniz bir gitaristtir. 
Ozan güzel güzel şarkısını söylerken, ben orada Enis'i izleyerek her şeyi unutabilirim. Bir insan elindeki gitara bu kadar aşık olabilir.
Hatta her ne kadar gitarı bıraksam da bu konuda, Keith'ten sonraki ikinci idolümdür kendisi.
Onunla ilgili bir ara daha geniş yazacağım.

Hepimiz eve döndük sonra ve yine unutamayacağım kadar güldük.
Müthiş bir gece geçirip, bir köşede uyuduk.
Aradığımız enerjiyi birkaç gündür tamamıyla yakaladık.

24 Aralık 2012 Pazartesi

Taşındım!


Evet, bütün hafta hastalıkla boğuşurken, bir yandan taşınma işlerini hallederek buralara geri dönüyorum.
15 metrekare bir odacığın içinden, hatta onun da yarısından (oda iki kişilik olduğundan), koca bir ev çıkmış gibiydi eşyalar toplanırken.
Neyse ki, her işi düzgünce halledip sonunda yerleşebildim.
Salonun ayrılan bir kısmını, benim odam haline çevirdiğimizden dolayı artık tek gereken, araya bir perde koymak.

Köy'de (yurtta) olduğumdan daha huzurlu, daha mutluyum. Yanlarına taşındığım hatunlar, burada sürekli bahsettiğim kişiler. Bir nevi tanıyorsunuz da.
Onlarla birlikte olunca, hayat daha kolay, daha bir yolunda oluyor.

Bundan sonra, artık yerleşim işlerim ve çoğu şeyim düzene oturduğundan dolayı, sınavım falan da olsa, daha çok yazı yazıp blogla ilgilenebileceğim. Çünkü artık, kafa olarak da kendimi daha rahat hissediyorum. Bu, insanın paylaşmaya değer şeylerinin daha çok olduğunu gösteriyor sanki. 
Blog yazmanın bir yönünü daha öğrenmiş oldum. Uzun zamandır belirsizlikler içinde değildim. 
İnsanın bir şeyleri yoluna koyması gerekiyormuş.

Sizi nasıl özledim, belli değil.
Sık sık görüşmek üzere :)

Fotoğraf; Bornova Metro'nun karşısındaki Kahve Diyarı'nda bulunan "tren cafe" den. Ya da Vagon. Tam olarak emin değilim. Ama tren şekli verilmiş, müthiş bir yer.
Tam burada, biraz bahsetmiştim, tık tık :)

15 Aralık 2012 Cumartesi

Bir Huzur Bulduk

Bir haftadır bir şeylerin kararını vermeye çalışırken, sonunda her şeyi ayarladığımızdan dolayı taşınıyorum. Blogu takip edenler bilirler, Öğrenci Köyü denilen bir yurtta kalıyor idim. Ama sınav zamanlarında 3 hatunun -ev arkadaşlarımın- evinde ikamet ediyordum.
Artık tamamen taşınıyorum. Bu sebepten dolayı da yazılar biraz aksıyor vs. Affola.

Geçen gün Şebnem'le Büyükpark'a gidip kitap okuma niyetindeydik. Canımız banklarda oturmayı istemeyince, yeşilliğin ortasında sanki bizim için oraya yapılmış bir alan bulduk ve yayıldık.


Havanın soğuk olmasına aldırmayıp, gidip orta yerine oturduk. 
Dersimi bekleyene kadar zaman geçirdik. 
Ve kitapları çıkardık.


Uzun zamandır huzuru bu kadar içten yaşamamıştım. 
Martı'yı okuyuşum 87324920. kez sanırım. Jonathan Livingston'la büyümek bir insanın kişiliğini etkiliyor bir de.
Altını çizdiğim cümlelere, tekrar okumalara doyamıyorum.
Bu parka en çok yakışan da, içindeki Martı'lar oldu.
Kitabı açtığınızda, içinden çıkıp uçacaklarmış gibi.


Bayağdır fotoğraf çekilmemişim bir de, onu fark ettim. 


1 nolu ev arkadaşını görüyorsunuz. Bir önceki yazıdan, yeni hala olduğunu bilirsiniz.
Hatun şirinlikten ölüp gidecek. 


Koşturmacaların içinde, iyi bir gün ayırdık kendimize. Bundan sonra her kitap okuma isteğinde, orada bulunacağız sanıyorum. 
Yazacak çok şey, okuduğum kitapları anlatacak çok yazı bekliyor sırada. Her şey düzene girince, daha sık yazacağım elbette. 

Yazılarınız, yorumlarınız için çok teşekkür ederim. 
Özellikle bir önceki yazıda, Altay bebeğe dilekleriniz için ayrıyetten çok teşekkürler!
İyi ki siz varsınız. Burada olduğunuzu bilmek, iyi hissettiriyor :)

15 Eylül 2012 Cumartesi

Uykucu Ali Şirin

Şu sıralarki haleti- ruhiyemi biliyorsunuz, ne kadar gezip etsem de.
Duygularımı fotoğraflarda ya da normalde açığa çıkarmadığımı söylerim hep.
Ama yazarken kendimi ele veriyorum işte.
İzmir'de benim güzel ev arkadaşlarımı da biliyorsunuz, onlarla yazışırken de beni çok iyi tanıdıklarından yakalıyorlar hemen tabi.
O ev arkadaşlarından Şebnem de, konuştuğumuzda tığ işine başladığını söylemişti bana. Haydağ, hatun can sıkıntısından dantel, oya falan yapıyor diye düşündüm.

Geçen akşam telefonuma bir mms geldi ve..


"Bahsettiğim tığ işi buydu işte, ben sana uykucu şirin yapmaya çalıştımıştım!"

Bunu gördüğümde ve okuduğumda, deli gibi gülmeye başladım!
Hatta o kadar çok güldüm ki, uzun zamandır hiç bu kadar içimden gelerek gülmemiştim!
Annesi de bunu gördüğünde, "bu uykucu şirinden çok Uykucu Ali olmuş ama Şebnem" demiş ve ben bunu görünce daha da çok güldüm.
Resmen bu kadar aralıksız gülmek için o anı beklemişim :)
Şunun tipine baksanıza, bu gerçekten bildiğin besili bir Uykucu Ali!

Benden kilometrelerce ötede, birkaç haftadır ayrı olduğum bu can dost beni düşünerek elleriyle bana şirin örmüş, moralimi düzeltmekle kalmayıp neşemi de yerine getirmiş, taa oralardan yüzümü güldürmüş..
Ben sevmeyim de ne yapayım bu hatunu şimdi ha?

O ev arkadaşlarını burada görebilirsiniz;

Beni misafir ettikleri Tire gezisi yazısı için buraya,
Bu yaz gittiğimiz Foça gezi yazısı için de buraya tık tık :)