izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2013 Pazar

1 Mayıs Yazısı

1 Mayıs günü uyanabilceğimden şüphe duyuyordum ama otomatikman ayarlanmış gibi tüm yorgunluğuma rağmen kalkıp Duygu'la alana koştuk. 
İstanbul'da benim 1 Mayıs'a katılmam yasak. Zamanında kaçıp gösterilere katıldığım olmuştu. Ama İzmir'de rahatlıkla alana gidebiliyorum.


Biz aslında Ege Üniversitesi Topluluğu ile katılacaktık. 
Sonra TKP ile gitmeye karar verildi ve Cumhuriyet Meydanı'na gidip kortejler oluşturulana kadar bekledik.
Çok uzun bir süre bekledik çünkü alfabetik sırayla çıkıldığından en sonlara kaldık.


Alandaki en güzel grup Eğitim Sen'di tabi.
Duygu'yla çoğu zaman aralarına dalıp öğretmen babasının arkadaşlarını aradık. 
O sırada bir çok insanla konuştuk.


Eline boyundan büyük bayrak tutuşturulunca hatun biraz mahvoldu tabi. 
Havanın sıcaklığından bahsetmek istemiyorum bile.


Mehmet bayrağı devralıp taşıyan kişi oldu. 
İkisi de saatlerdir beklemekten yorgun düştü.


Alan sıcak, ayakta bekliyoruz ama yine de günün vermiş olduğu mutluluk var.
Ayrıca giydiğim kısa kollu tişörtle müthiş bir zeka başarısı göstermiş ve günün sonuda amele yanıklarımla kalıyor olacaktım.


Diğer gruplardan kopup gelen arkadaşlarımızla da TKP altında buluştuk.
Beri'yle 1 Mayıs geçirmek müthiş çünkü;


Hatun nerede halay görse oraya dalıyor!
Onlar geldikten sonra çok eğlendik. 
Solcu Liseliler'in arasında katılıp halaya da dahil olduğumuz doğrudur.


Kortejler oluşturuldu ve Gündoğdu Meydanı'na doğru yürüdük.
Sloganlar ve yüzlerce emekçiyle birlikte.

Biz İzmir'de bulunduğumuz yerde çok güzel ve olaysız bir, 1 Mayıs geçirdik.
İşçi ve emekçilere destek olduk, günün sonundaki yorgunluk bütün günün güzelliği için değerdi :)

22 Mart 2013 Cuma

Kısacık

Bilgisayarım bir hıza kavuştuğu için sürekli gelip yazasım var. Öyle çok özlemişim!
Uzun zamandır internete bile telefondan bağlanan biri olarak, şu minibukumun yüzüne bakmaz olmuştum. Bir format nelere kağdir.

Tire olsun, okul ve ev olsun hayat devam ederken yazacak bir çok şey birikti aslında. Her şeyi günlere yayıp rutin bir hal kazandıracağım yine. Blog olmadan pek tad alamadığımı fark ettim. 


Asasör'e gittim mesela! 
Evet bu gayet normal bir durum ama, 3 yıldır burada olmama rağmen "nedense" hiç fırsatım olmamıştı.
Sonunda Şebnem'le bir akşamüstü vakti gidip, hava kararıncaya dek oturduk, şiir okuduk.
Öyle güzel sohbet ettik ki, sanırım 3 buçuk saat boyunca aynı yerden kalkmamışız.


Bir gece vakti, bizim evlatlığımız Aytaç kendi evindeyken ne yaptığımızı merak edip sorduğunda cevabımız "ev hali" temalı bu fotoğrafla oldu. Pek düzgün olduğumuz söylenemez.


İibf sıralarından, bir ders arası fotoğrafı.
Şu sıralar okula bolca gidip, derste bolca kitap okuyorum. 
Bu bir ironi olabilir ama, önümde okunacak bir şeyler olduğunda daha iyi konsantre olabiliyorum belki.
Sıkılmamı engelleyecek şeyler bunlar. Yoksa bunca sene gittiğim okullarda vakit geçmezdi :)

Yavaş yavaş anlatacak şeyleri toparlayıp günlük akışında devam edeceğim. Resimleri de format geleceği için hep başka yerlere aktardığımdan kısa anlatımlar olabilir şimdilik.
Bloglarınıza saldırmanın vakti geldi, geçiyor bile!


8 Mart 2013 Cuma

Koca 5 gün

Hayatım boş gibi hissediyorken, bu hafta okula düzenli gidişlerle bir istikrar sağladım sayılır. Vakit geçiremediğim insanlara zaman ayırdım.



 
Beni, yanlarına uğramadığım gerekçesiyle öldürmekten son anda vaz geçen güzide insanlar.
Okul taraflarıdan. Dersten çıktığımda eskisi gibi birlikteyiz yine.
Çok özlemişim.
 
 
Yeni huzur yeri. Büyükpark Teras Cafe.
Önce fazla huzurluydu, sonra arka masaya oturan kadın konuşmasıyla bizi mahvetti.
Yorgunluktan bitap düşmüş bir halde kalktık masadan.
İçimize etti ve çantasını alıp uzaklaştı.
Hağla o sesi kulaklarımda. Nasıl bir şeydin sen la.
 
 
Japon balığına dönüşen ev arkadaşım var benim.
 
 
Diğer bir ev arkadaşım Duygu'ysa çok eğleniyor.
Solda fotoğrafa sonradan dahil olabilmiş gibi görünen Aytaç ise, bizim evin oğlu.
Evlatlığımız. Besliyoruz arada onu.
 
 
Günlerce internetimiz yoktu, bölgede yapılan çalışmadan dolayı.
Elimizde bilgisayar olmadan oturduğumuz günleri hatırlayıp pis 7'liye sardık.
 
 
Şebnem blogda sıkça bilinen ev arkadaşlarımdan tabi. Çok ciddiler.
Pijama partisi tadında olmuş biraz sanki.
 
 
Aslında Alsancak'ta Cafe Del Mundo'ya yani bir gezginin açtığı kafeye gitmek istemiştik.
Öyle bir hevesle hem de!
Yoğunluktan giremeyince, kordon kafelerine kaldık.
Ama ulaşacağım o kafeye en sonunda!
 
 
Bu aslında tipsiz gibi görünen yiyecek, sıcak çikolatalı irmik helvası.
Evde imkanı bol bulunca, Şebnem içine yaratıcılığını katmış.
Tadı müthişti, o ayrı.
 
Onlardan ev arkadaşları olarak bahsetmek kötü aslında. İkinci ailem demeliyim.
Bir aileyle yapılan her aktiviteyi gerçekleştiriyoruz.
Çay demleyip, televizyon karşısında "çiğdem" çitlememiz en basit örneği.

 
Böyle geçmiş benim hafta arası hallerim. Bilgisayarım yavaşlıktan vazgeçtiği zamanlarda yazışmak üzere!

27 Şubat 2013 Çarşamba

İstanbul'dan İzmir'e

Daha yoğunken bile bloga daha sık uğruyormuşum. Yaptığım şeyler biriktiğinde geliyorum. Berbat evet. Ama bol fotoğrafla telafi edeceğim!
İstanbul'dan geçen hafta döndüm İzmir'ime. Bu süre içinde gezdim tozdum, tüm derslerimi geçtiğimi öğrendikçe daha da dışarlara atasım geldi kendimi.

 
İstanbul'a gider gitmez bu insanların yanına attım kendimi. 5 yıllık kadim dostlar.
Onları her gördüğümde yenileniyormuşum gibi.
 
 
Düş Kızı ile plan yaptık ve sonunda Hamide'yle de görüştük.
Uzun zamandır blogunu takip edemiyordum. Bilmediğim ne çok şey olmuş.
Öyle güçlü ki, ayrıyetten moral verdi bir de.
 
 
Düş Kızı'nı nasıl özlemişim!
Şu surattaki gülümseme var ya, işte ona hayranım ben :)
 
 
The Beatles'ı bulduk denedik sonunda.
Öyle sevdim falan, sonraları daha çok.
 
 
Ablamı alıp içime kattığım zamanlar oldu.
Öyle böyle geçti İstanbul, bol dizi izleyerek.
Cumartesi uçağa atlayıp İzmir'e vardım sonra, karşılaştığım manzarayı tahmin edemeyecektim.
 
 
Sadece Şebnem'in karşılayacağını sanarken Aytaç ve Duygu da kapılmış, gelinmiş.
Üstelik bir kağıda ismimi yazıp girişte beklemişler ama ben bir Leyla edasıyla bavulumu kaptığım gibi onları göremeden dışarı çıkmışım.
Sürpriz konusunda bahtsızım aslında. Sürekli bana yapılacak olan şeyleri önceden bilmeden bozuyorum.
Bazı durumlar hariç oluyor.
 
 
Geldikten sonra Şebnem'le ritüelimizi yerine getirdik. Büyükpark'ın ortasında bize ayrılmış gibi bir yermiş gibi, o taşlık mekana geçip oturuyoruz kitaplarımızla.
O yerden burada bahsetmiştim, bir tık.
 
 
Altay'ın sünnetine gittikten sonra, ertesi gün bir daha orada bulduk kendimizi!
Bu kez müzik açıp oturduk bir huzurla.
Aramıza yeni katılan Altay'ın yazısı için buraya bir tık.
Hayatıma Giren O Adam yazısı da burada.
 
 
Uzun zamandır da saçlarımın sol yanı üç renk şeklinde dolaşıyorum.
Kırmızı aktı biraz ama, laciverti daha birkaç gün önce yeniledim.
Gittikçe saçıma her seferinde daha çok yayıyorum.
Tamamını lacivert yaptığım bir gün gelip çatacak herhalde.
 

İzmir'de havayı bu kadar güzel görmeyi özlemişim.
Tam da gün batımını yakaladık Büyükpark'ta.
 
 
Berbat bir çekimle, Üniversite 2'de can sıkıntımızı gidermeye çalıştık akşamına.
 
 
O akşam bizden daha çok sıkılan çocuklar önce saklandılar, sonra biri poz verdi işte.
Boktan bir çekime denk geldiğinden habersiz.
 
 
Bugünse hava kötüye döndü ve ben evin penceresinden bu gökkuşağını gördüm.
Birkaç gündür beklediğim oymuş gibi.
 
 
Benim İstanbul-İzmir arası yolculuğum yaşadıklarım bunlardı. Şimdi tamamıyle İzmir'den devam ediyoruz.
Çok sık gelmekle birlikte.


30 Ocak 2013 Çarşamba

Salı Enstantenesi

Salı günü gayet evin içinde vakit geçiriyordum. Yine bir anda yalnız kalmışım, insanlar ders çalışıyor, sınava gidiyor ya da geziyor. Bilgisayarı açtığımda bir hangout oluşumu gözüme çarptı. Ve hemen atladım.
Çünkü bunu yapanlar, Kato ailesiydi.

 
Sergül ablamı kanlı canlı görünce karşımda, nasıl özlediğimi fark ettim!
Uzun zamandır, video vs. de yapmıyordu. Tabi bana uzun gelmişti.
Dünyanın en tatlı çifti, dün evde bana yoldaşlık etti.
Ben de çayımı alıp onlara katıldım.
Sonra onun japon balığı gitti ve Serrose ile başbaşa devam eden harika bir muhabbet oldu.
 
 
Duygu geldikten sonra dışarda yemek yemiştik.
Küçükpark kafeler sokağında, uzun zamandır uğramadığım Jazzy'e oturduk birlikte.
Beni ararsanız, artık paçasından ayrılmayacağım Jazzy'de olacağım.
Yine kitap okuyup, ders çalışırken bulabilirsiniz.

 
 Büt mağduru iki hatundan merhabalar!
 
 
Ev arkadaşım Feza'ya tiyatro yolu görünmüştü. İkinin Biri adlı oyun için.
Lily karakterini düşünmüşler.
Fakat Lily biraz yelloz olduğundan, Feza'nın da ilk tiyatro denemesi olacağından rol anlamsız geldi.
Profesyonel çalışmak için daha çok zaman gerek.
Zaten çocuğun da ona, "Sen tam bir Lily'sin, oynamalısın" demesi hatunu sinir etmiş ve "Benim ne Lily'liğimi gördü anlamadım kahretsin!" diyerek bize serzenişte bulundu.
Gülmekten ikna edecek zaman bulamadık. Nem kapmış bir kere, ahahah.
 
Sade ama güzel bir günden bu kadar.
 
Sergül ve Yoshi çiftinin sohbetini izlemek isteyenler için buraya bir tık.


21 Ocak 2013 Pazartesi

Hayatıma Giren O Adam

Hayatıma giren yeni bir adam var şu sıralar. Yepyeni. Her şeyiyle yanında olduğum, hiçbir anını kaçırmadığım biri. Onu öptüğümden bu yana, kokusu hep burnumda gezdim mesela. Resmi odamda asılı, bakmalara doyamıyorum. 
Sanırım bir erkekten ayrı kalmayı, onu özlemeyi unutalı uzun zaman olmuş. O boşluğu doldurdu biraz da. Geldiğinden beri hayat daha bir yaşanılır oldu bu evde. 
Onu görme isteği, aklına geldikçe mutlu olma duygusu bitmek tükenmek bilmez oldu.
Neyse ki, istediğim zaman gidip görebileceğim bir yerde. 
Daha fazla anlatmadan, onu göstermeliyim.

Hayatımdaki o adam;


Görüldüğü üzre biraz Türkan Şoray gibi zaman geçirip, beklemek durumundayım.
Ama benim için sorun yok, zaten hayatım öyle geçiyor.
Sırf onun için dayanabileceğim.
Rakip tanımayacak sonuçta bu velet.

Bu küçük adam Altay'lı la bir de. İsmi bile Altay. Bildiğiniz İzmir'in o büyük takımı Altay!


Hağ bir de ufak bir sorun var. Sanırım sarışın hatunlar değil de, esmerler ilgisini çekiyor. 
Yani benden çok Duygu'ya şımarmasından bunu anlamış olduk.
Ama her şey baş başa kaldığımız ana kadar tabi.
Kulağına fısıldayarak irtibatı kaptım, beynine işledim.
Kahretsin ki kollarımda mis gibi uyuduğunda, bir sarışın hatunun huzurunu yakaladığı belliydi.
Üzgünüm Duygu.

Hayatımın umudusun la Altay!

Altay'ın doğumu için buraya bir tık :)

20 Ocak 2013 Pazar

Günler Geçer

Hayat enerjisini geri kazanmak adına, finallerden sonra yapılan aktivitelerden biri Alsancak'ta kahvaltı oldu.
Denize karşı mis gibi kafa dinlediğimiz bir öğleden sonrası. Deniz havasını ne zamandır almadığımı hatırlamıyorum. Aylar geçmiş gibiydi.


Açıkçası düzgün bir kahvaltı yapmayalı da haftalar olmuştu. Sınava giderken ne bulursam onu yediğim günlerden sıkılmışım.


Duygu mahmur. Erken kalkmak pek alıştığımız bir şey değil.


Hah, bir de Alsancak'ta Ziraat'in oradaki durağa yürürken bu amcayı görebilirsiniz.
Duygu'nun dedesi diyoruz biz ona, çünkü ne zaman denk gelsek bir ada çayı alır ondan.
Dede kirayı ödeyemedi kısmıysa, sabit. 
Ama öyle bir adamdır ki, ondan bir şey almadan para veremezsiniz.
Para veriyorsanız, o adaçaylarını tutuşturur elinize hemen.


Sonra bir İnciraltı. Hava nasıl güzel. 
Bir buçuk yıl önce yaşadıklarımızı anlattığımız bir videomuz vardı. 
Bize yeterince uğursuz gelmişti.
Onun üzerine ilk defa dün öyle bir video daha çektik. 
Ne çok şey değişmiş, ne çok şeyi bırakmışız arkada.


Neyse ki her şey atlatılmış Umarım bu seferki video bize iyi gelir, bir uğursuzluk yaratmaz :)

Bütün bu bol hava almalı günden sonra, akşam Duygu ve Şebnem'in Tire'den arkadaşları gelecekti. 
Koştur koştur Bornova'ya döndük, birlikte yemek yiyip her zamanki yerimize gittik.


Beri Blues. 
Artık eskisi gibi olmasa da böyle güzel adamlar var buralarda.
Yaygara'yı dinledik ve ben uzun zamandır eğlenemediğim kadar eğlendim. 

Hele ki şu sol köşede bir adam vardır. Benim gitar hocam olmasından ziyade, İzmir'e geldiğim ilk zamanlardan beri belki de çoğu zaman fark etmeden neşemi yerine getiren, birlikte en çok eğlendiğim ve hayranlıkla da izleyebileceğiniz bir gitaristtir. 
Ozan güzel güzel şarkısını söylerken, ben orada Enis'i izleyerek her şeyi unutabilirim. Bir insan elindeki gitara bu kadar aşık olabilir.
Hatta her ne kadar gitarı bıraksam da bu konuda, Keith'ten sonraki ikinci idolümdür kendisi.
Onunla ilgili bir ara daha geniş yazacağım.

Hepimiz eve döndük sonra ve yine unutamayacağım kadar güldük.
Müthiş bir gece geçirip, bir köşede uyuduk.
Aradığımız enerjiyi birkaç gündür tamamıyla yakaladık.

22 Ekim 2012 Pazartesi

İzmir Oyuncak Müzesi

Blogu uzun süredir takip edenler bilirler, ben oyuncak sevdalısı bir insanım. Bir dolap dolusu oyuncağım vardır hala.
Bir yazımda en sevdiğim karavanımı göstermiştim hatta, onun için buraya bir tık :)

İzmir'de ev arkadaşlarıyla çok sosyal bir günümüzde gitmiştik Oyuncak Müzesi'ne de. Ahmet Ertuğ'un Fotoğraf Sergisine gittiğimiz gündü.
O yazı da hemen burada :)

Biz bayıldık sergilenen oyuncaklara. Fotoğraflamıştım da birkaçını. Buyrun bolca fotoğrafa :)




Girişinde böyle bir çok çocuk heykeli vardı. İp atlayanlar, ağaca tırmananlar. Harika düşünülmüş :)



Girişte hemen karşıda bu ev dikkatimi çekmişti. Ödüllü bir İzmir eviymiş.


Bir Londra kırmızı otobüsü. İçimdeki Londra sevgisi apayrı :)

Gözleme yapan bir ablamız. Minicik hamurları var.


Sunay Akın'ın koleksiyonundan bir sınıf. Onun da bir çok katkısı olmuş bu müzeye.


Mr. Spak'ı da görünce, o Star Trek müziğini söyleyerek dolandım içeride. Kimsecikler de yoktu zaten.


Bir pastacı dükkanı.


Ben buna bayıldım!


Yine bir Sunay Akın Koleksiyonundan


1960'ların Barbie bebekleri :)


"Oyuncaklardan başka sığınacak bir yerimiz kalmamıştı."


Son olarak işte en sevdiğim!
Benim olsun istedim bunu gördüğümde. Oradaki zamanın çoğunu da dönüp dolaşıp bu dönmedolaba bakarken geçirdim sanırım.

İşte böyleydi bir Oyuncak Müzesi gezisi. Umarım kimse içindeki oyuncak sevgisini kaybetmez.
Ve "Oyuncak sevdalısı olmak için, sadece çocuk olmak gerekmez."
Oyuncaklar benim geçmişle tek bağımmış gibi gelir. O masumluktan kalan tek hatıra onlar çünkü.

Siz de isterseniz bu müzeyi internet üzerinden 2 dakikada gezebilirsiniz. 360 derecelik buu uygulamayı çok beğendim. Hemen buraya bir tık :)