kahvaltı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kahvaltı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2013 Pazar

Günler Geçer

Hayat enerjisini geri kazanmak adına, finallerden sonra yapılan aktivitelerden biri Alsancak'ta kahvaltı oldu.
Denize karşı mis gibi kafa dinlediğimiz bir öğleden sonrası. Deniz havasını ne zamandır almadığımı hatırlamıyorum. Aylar geçmiş gibiydi.


Açıkçası düzgün bir kahvaltı yapmayalı da haftalar olmuştu. Sınava giderken ne bulursam onu yediğim günlerden sıkılmışım.


Duygu mahmur. Erken kalkmak pek alıştığımız bir şey değil.


Hah, bir de Alsancak'ta Ziraat'in oradaki durağa yürürken bu amcayı görebilirsiniz.
Duygu'nun dedesi diyoruz biz ona, çünkü ne zaman denk gelsek bir ada çayı alır ondan.
Dede kirayı ödeyemedi kısmıysa, sabit. 
Ama öyle bir adamdır ki, ondan bir şey almadan para veremezsiniz.
Para veriyorsanız, o adaçaylarını tutuşturur elinize hemen.


Sonra bir İnciraltı. Hava nasıl güzel. 
Bir buçuk yıl önce yaşadıklarımızı anlattığımız bir videomuz vardı. 
Bize yeterince uğursuz gelmişti.
Onun üzerine ilk defa dün öyle bir video daha çektik. 
Ne çok şey değişmiş, ne çok şeyi bırakmışız arkada.


Neyse ki her şey atlatılmış Umarım bu seferki video bize iyi gelir, bir uğursuzluk yaratmaz :)

Bütün bu bol hava almalı günden sonra, akşam Duygu ve Şebnem'in Tire'den arkadaşları gelecekti. 
Koştur koştur Bornova'ya döndük, birlikte yemek yiyip her zamanki yerimize gittik.


Beri Blues. 
Artık eskisi gibi olmasa da böyle güzel adamlar var buralarda.
Yaygara'yı dinledik ve ben uzun zamandır eğlenemediğim kadar eğlendim. 

Hele ki şu sol köşede bir adam vardır. Benim gitar hocam olmasından ziyade, İzmir'e geldiğim ilk zamanlardan beri belki de çoğu zaman fark etmeden neşemi yerine getiren, birlikte en çok eğlendiğim ve hayranlıkla da izleyebileceğiniz bir gitaristtir. 
Ozan güzel güzel şarkısını söylerken, ben orada Enis'i izleyerek her şeyi unutabilirim. Bir insan elindeki gitara bu kadar aşık olabilir.
Hatta her ne kadar gitarı bıraksam da bu konuda, Keith'ten sonraki ikinci idolümdür kendisi.
Onunla ilgili bir ara daha geniş yazacağım.

Hepimiz eve döndük sonra ve yine unutamayacağım kadar güldük.
Müthiş bir gece geçirip, bir köşede uyuduk.
Aradığımız enerjiyi birkaç gündür tamamıyla yakaladık.

27 Kasım 2012 Salı

Rahata Kavuşuldu

Uzun zaman süren bir vize dönemi vardı bildiğiniz gibi. Birkaç gündür dinlenme evresindeydim bu yüzden. Uyku düzenini falan yerine oturtmaya çalıştıkça daha çok battı ama şimdilik toparladım.
Bu süre içinde yorum  ve mail atan herkese çok teşekkür ediyorum.


Sınavlar biter bitmez, bir arkadaşımızın çalıştığı Alice Cafe'ye daldık. 
Burası Bornova'da yeni sayılır. Ama şimdiye kadar gördüğüm en güzel konsepte sahip bir cafe sanırım bu civarlarda. 
İsmi gibi, Alice filminden kıyafetler, karakterler, eşyalar var. Fotoğraflarını internette bulamadım ve sahibi çekmeme izin verir mi bilmiyorum. Ama deneyeceğim zira bildiğiniz bayıldım bu yere.


Bir sınav çıkışında Duygu'nun koştura koştura eve getirdiği Dondurmalı İrmik Helvası.
Önünden hep geçerdik ama bu kadar güzel olabileceğini tahmin etmemiştim.
Sıcak irmik helvası içinde dondurma. Kahretsin nasıl istedim şu an!


Ve hiç uyumadığımız bir gecenin sabahı, bir güzel kumru ve boyozumuzu aldık, çayı koyduk, kahvaltı hazırladık.
Daha sonra kızlar da uyandığından bu sofranın hali masaya taşındı tabi.
Hiçbir şey düşünmeden, rahatça kahvaltı ettik dördümüz.

Köyüme döndüm. Sırada yazılmayı bekleyen yazılar var. Bu sürece 3 kitap sığdırabildim, onların yazıları gelecek.
Ve bloglarınıza uğrama zamanı :)

11 Ekim 2012 Perşembe

Küçük Kara Balık Sevinci

Bu sabah rutin ikea kahvaltılarımızdan yaptık eski oda arkadaşımla. Ikea benim kaldığım yerin hemen yanında, yani gözümüzü açar açmaz orada buluyoruz kendimizi. Hem bu yüzden hem de;


Şöyle bir kahvaltı servisi bize sadece yaklaşık 3,5 liraya mal oluyor. 11'e kadar da sürüyor. Bir öğrenci için velinimet tabi :)
Bir de böyle grup halinde teyzeler istila ediyor yemek salonunu, artık günleri ucuz olsun diye kahvaltıya mı çeviriyorlar bilemiyorum. O bildiğiniz yuvarlak masalara kurulup baya kakara kikiri, sabah sabah öyle bir enerji yani.

Buradan çıkınca arkadaşımla bir anlaşma yaptık. Ben onunla nefret ettiğim mağaza turu yapacaktım ama sadece 3 tane, o da benimle benim istediğim kadar D&R'da takılacaktı. Hatta girdikten sonra beni unutup, içerde de tırım tırım aramayacaktı. Kabul etti. 


Ve ben çocuk bölümüne yönelip, eski dostuma kavuştum. Hemen ardındansa uzun zamandır dvd sini aradığım Man On Wire'ı bulup bağrıma bastım. Ve d&r da tam olarak 1 saat 58 dakika kaldık.

Küçük Kara Balık! O bugün benim sevincim oldu. Bir kez Forum'da, bir kez de devletler hukuku dersinde okuyup bitirdim. Doyamadım yine de, hatırlamadığım özlediğim o kadar çok yeri varmış ki. Daha sonra altını çizdiğim birkaç söz için ayrı bir post yapacağım ona.

Man On Wire'ın bendeki değerini ise, yine apayrı bir postta dile getireceğim belki bir gün. Bilmiyorum. Sadece;

"Ben 2008 yılında bir film izledim ve o filmde öyle bir adam tanıdım ki, peşinden koştuğum ve koşacağım ne varsa gani gani ona borçluyumdur." Öyle.

Bir gün seninle tanışacağım Sevgili Philippe, mutlaka.


Burada da bir Küçük Kara Balık mutlusu insan görüyorsunuz. Milkşeyki bile var. 
Şimdi ben 3.kez okuyup hasretimi tam olarak gidermeye doğru yol alıyorum.

28 Eylül 2012 Cuma

Skype Kahvaltısı

Bugün benim için çok erken bir saat yani 9'da kalkmak durumunda kalınca, bütün işlerimi hallettim. Odamı toplayıp, bulaşıkları yıkadım. Alışverişimi yapıp yerleştirdim. Ohooğ daha bir ton şey. Tabi bunlar benim için önemli hareketler :)
Öyle olunca, normalde sandviçle, corn flakesle geçirdiğim kahvaltıyı bu sefer özenle hazırladım.



Anneyle ablamı da karşıma alınca çok da güzel bir kahvaltı keyfi yapmış oldum :)
İstanbul'daki dedikoduları aktardılar bana, ben de onlara buradan bildirim yaptım.
Sabah sabah iyi gitti :)


Buna da yakından bir bakın istedim :)
Bayılırım kendisine.
İzmirliler bilir, Bornova'da meşhur bir bardır Ooze Venue. Ben hiç sevmem orayı ama ablamla gittiğimiz bir gecede bu bardaklarını çok beğenip almıştım. Üzerinde Rolling Stones simgesi var, ne yapayım!
Tabi daha sonra bardak kırıldı ve kıran arkadaşım gidip benim için bir yenisini almak durumunda kalmıştı. Hey gidi.

Bu hafta sonu kendime vakit ayıracağım kocaman bir zaman var önümde. Çılgınlar gibi kitap okuyup, film ve dizi keyfi yapmayı planlıyorum. Hatta hemen başlıyorum bile :)

27 Eylül 2012 Perşembe

Ders Dinliyorduk

Ben göçebe olduğumdan dün 3. bugün 4. sınıfların dersindeydim. Diğer bütün sınıflara nazaran az tanıdığım bir kitleydi ama sıkıntıdan yeterince kaynaştık zaten. Hem geçen yılki ilk oda arkadaşım da oralardandı.



Dersin ortalarına kadar normaldik ama, sonra şu şekli aldık.
Sayın Küçük hocamı çok severim, güleç de bir adamdır ama daha ilk ders olduğundan öylesine genel bilgiler verdiği için biraz dikkatimiz dağıldı. Tamam dağılmadı da aslında, tam anlamıyla sıkıldık. 
Hatta sıkıntıdan Zeynep bir ara telefonla kredi kartı borcunu bile ödedi.
Görüldüğü üzre ben de ufacık not tutmuşum zaten.


Albeni bugün benim kahvaltım oldu. Saat 4'teki derse bile yetişemediğim düşünülürse hak ediyorum tabi böyle geçiştirip aç kalmayı.
Sevgili hocam da Madran şişesinin arkasında kalmış. Çok iyi bir adamdır, gülmese bile gamzeleri görünür inanır mısınız? O yüzden hep aslında gülüyormuş gibi görünür. Sınavlarda bu durum sinir bozucu olabiliyor ama.

Gölge Hırsızı'na da daha yeni başladım. Şimdilik iyi gidiyor diyebilirim. Kısa bir zamana bitirebilirim sanırım.


Dersten koşturarak çıktığımızda açlıktan ölüyorduk.
İşte bir öğrencinin en en en yakın dostu bildiğiniz gibi. Bakmayın çok değişik aslında, sade yapıldı bugün.
Şu durumu da nasıl açıklayabilirim diye düşündüm bir de.
Süzgecimiz olmadığından dolayı makarnayı garip yöntemlerle süzmemiz gerekti biz de böyle tepsiye dökerek çareyi bulduk, başka bir kap da bulamayınca tabi. Çünkü ben sanki bütün köye yapmışım makarnayı, o kadar çoktu ki.
Çareler tükenmiyor işte.

Bir garip sıkıcı gün de böyle geçti.

27 Aralık 2011 Salı

Günün Enstanteneleri #12

Salı günleri oda arkadaşımla zoraki kahvaltımız için erken uyanırız. Amacımız sessizce odadan süzülmek.
Yine patırdı yapmadan odadan bir an önce çıkabilmek isteğiyle hazırlandık ki, o sesi duyan ilk ben oldum.
Geç kaldık ..
Elektrikli süpürge .. 
Ardından yavaş adımlar ..
Göz göze geldik, dışarıdaki adımlar sıklaşmaya başlayınca durduk. Ve o an..
Kapı kırılırmışçasına vururken bir yandan da anahtar deliğine saldıran, açamayacağını bile bile kapıyı yıkan o eller ..
O ciyak ciyak bağıran ses..
'Kızlaaaaarrrrrr, uyandınız mı ?! Temizliiiiiikkk, kızlaaaaaaarrr açııınnnnn ?!! Açın kapıyı haydii haydiii !! '
Kulaklığından duyulan son ses arabesk müzik ..
Derin bir nefes alıp kendimi öne attım. Kapıyı açtım ve 'Sakin' dedim. 'Yavaş .. Şimdi elindekini usulca yere bırak ve telaş yapma. İçeri girebileceksin. Sabret .. 5 dakika sonra tekrar gel. Oda senindir.'
Ve neden olduğunu anlamadığım cevap: 'Ben artık sizden korkmuyorum, eheheh. Hem bak şarkı da söylüyorum. - .... dayanmak çok zormuş böyle sevinceee, sana mutluluklar sözüm kardeşçeee ...'


Bu sözlerin üzerine nasıl boş baktım, kapıyı o şaşkınlıkla nasıl kapattım bilmiyorum.
Her şey de ayarladığımız gibiydi halbuki. 
Sabah kalkılacak, O'na görünmeden usulca bloktan çıkılacak ve güne huzurlu başlanacak.
Ama sonuç ..
Sabahın köründe bu ablaya ne içiriyorlar ?
Yüksek dozda çamaşır suyu kokusundan mı bu halde ?
Bunun bir sebebi, mutlaka bir açıklaması olmalı.


Sonrasında Bornova'dan çıkıp, Konak'ta denize karşı mis gibi kahvaltıyı yemek paha biçilemezdi evet.



Havasını içime çekmeye doyamadığım şehir.
Bunu yine farkettim.


O sinir harbini attık üzerimizden.
Bir de dersten sonra köye yürürken, sesini uzun zamandır duymadığım Eddie çıktı ortaya playlistten. 
Yol boyunca aldı götürdü Rise'la beni yine başka diyarlaraa ve şarkı bittiğinde farkettim ki köyün bahçesindeyim.
Yine de güzel, ama onu dinlemeye bu kadar ara vermemeliyim bir daha.
Burnumda tütmüş meğer.


*fotoğraf alıntıdır.