Dün yazdığım Tekirdağ yazısından sonra, bugün İstanbul'daydı sıra. Zaman kısıtlı olduğundan az yer dolanabildik tabi. Gezmedik, ancak dolandık.
Turistkalar olarak önce Topkapı Sarayı ve Sultanahmet'i dolaştık.
Yerebatan Sarnıcı merak ettikleri bir yerdi, oraya gittik.
İstanbullu olmama rağmen ben hiçbir yeri doğru düzgün bilmiyorum.
Zaten hep derim, İstanbullu bir turistim ben evet.
Topkapı'ya giriş fiyatları ne çok artmış yahu!
25 lira kişi başı. Biz sülalecek gittiğimizden girmedik tabi.
Bahçesinde dolanıp durduk, böyle bir kaç fotoğraf ancak.
Zaten ben öğrenciyim arkadaş, nereye giriyorum öyle saraylara falan.
Belirli bir saatten sonra ne kadar da mahzun olmuşuz.
Pierre Loti için teleferik kuyruğunun da o kadar olduğunu bilmiyordum.
Beklemekten öldük.
Tepeye çıktığında yorgunluktan bitap düşmüş bir Sarı görülüyor.
Sanarsınız ki yürümüş de yorulmuş, leydi gibi teleferiklerle çıktık yukarılara.
Ama bundan önce bir Kapalı Çarşı turu vardı, o kalabalıktaki yorgunluğu atlamayalım.
En son yorulmuştum ama, annemin çılgın kuzeninde enerji bitmek tükenmek bilmiyor.
Hatun Pierre Loti hastasıydı zaten, tam da onun istediği gün batımı vaktinde gittik.
Mutluluktan uçuyor :)
Ve günün bana kalan kısmı.
İstediğim kırmızı renkte hem de. Mis.