17 Eylül 2013 Salı

Tek Şiir'le


Gelin olduğun gün gördüm seni
Alevli bir pembelik yüzüne indiğinde
Mutlulukla sarılmıştın, öyleyken
Tümden aşka kesilmişti dünya önünde

Ve senin gözlerinde tutuşan ışık
(artık her ne idiyse)
Güzellik diye gördüğüydü
Sızlayan gözlerimin yeryüzünde.
--
O, gelin olduğun gün seni gören
Hani şu derin pembelik yüzüne çöktüğünde
Mutlulukla sarılmıştın, öyleyken
Tümden aşka kesilmişti dünya önünde

Edgar Allan Poe


Seni gelinliklerle gördüğümde, aklıma gelen ilk şey bu şiirdi.
Yalnız bunla özetlemek istedim.
Bir ömür boyu mutlu olun!

9 Ağustos 2013 Cuma

Bayram Dediğin..

.. benim için ananede bütün gün sadece vakit geçirmekten ibarettir!


Çok kafa kadındır. Birlikte fena halde gülme krizlerine gireriz. 
Diğer akrabaları ziyaretten ziyade genelde bayramlarda ben sadece ananemle takılırım. Bu sefer diğer birkaçını da dolanıp soluğu yine anane evinde aldık.
Bayram yemeği yiyip, koklaştık bol bol.


Anane evi benim için en güzel sahaf.
Bir şeyleri saklama huyumu ondan aldığım söylenir.
Her gittiğimde kurcalarım, yeni yeni şeyler çıkar ortaya.
Bugün eski fotoğraflara baktık, üşenmeden kim kimmiş, kimin karısıymış, kimin çocuğuymuş hepsini anlattı.
Ben de zevkle dinledim yine.


Eskilerden bahsederken bu kart çıktı ortaya.
Ananem annesini hiç görememiş. Sürekli annesiz büyüdüm diye anlatır.
Bugün ilk defa annesinin onda olan tek fotoğrafını gördüm.
Ben hüviyet olduğunu düşünüyorum, ananem tren bileti gibi bir şey diyor.

Saklıcağıma dair söz verdim ve aldım.


Her ananenin evinde olduğunu tahmin ettiğim, sıkış tepiş tablo kenarı vesikalıkları.
Sanırım onda bunlardan 3 tablo dolusu daha var.
Sülalecek her yaştan halimizle evi işgal ediyoruz.


Merhaba, piksellikten parçalara bölünmüş ön kamera mağdurlarıyız. Ama çok sevdim.

Bir bayram günüm anane evinden kesitlerle böyle geçti benim.

Herkese sevdikleriyle mutlu bayramlar diliyorum!

Instagram için buraya bir tık

6 Ağustos 2013 Salı

Instagram'a Merhaba


Uzun zamandır bütün blogger alemini yalnızca izlediğim Instagram'a katılmanın vakti geldi.

Kullanıcı Adım: yoldaa

Herkeslere selam ederim :)


Yeni Yeni Kitaplar / Ucuzkitapal.com

Kitap sitelerini dolanırken Ucuzkitapal.com sitesini bulmuştum birkaç gün önce. Liste fiyatlarından çok daha düşük fiyatlara kitap bulabiliyorsunuz. Her çeşit, sınavlara hazırlık kitapları dahil.
Denemek amaçlı kendime birkaç kitap almak istedim ve tanesi iki liradan 7 tane kitap siparişi verdim :)


Yayınevleri ve Liste Fiyatlarıyla birlikte sırasıyla;

1. Ferhat Uludere - Sayıklamalar / Phoenix Yayınevi (Öykü, 7,5tl)
2. Greg Bottoms - Meleklerin Düşleri / Phoenix Yayınevi (12,5tl)
3. Cihan Terlan - Keşke / Callisto Kitap (12tl)
4. Jaycee Dugard - Çalınmış Hayat / Callisto Kitap (12 tl)
5. Mauro Mevlüd Martino - Rücu / Callisto Kitap (17tl)
6. Xiaolu Guo - Sessiz Çığlıklar / Callisto Kitap (14tl)
7. Mustafa Samsunlu, Mehmet Mollaosmanoğlı, Ece Özbaş Korkmaz, Ümit İhsan, Aşkın Güngör, Şebnem Pişkin - 6 Üstü hikaye / Postiga Yayınları (15tl)

Rücu, 6 Üstü Hikaye ve Çalınmış Hayat'ı görünce direk sepete atmıştım. 
Diğerlerini duymamıştım ama ilgimi çektiği için sepete girdiler. 
Gelişi biraz sıkıntılı oldu ama -siparişi onaylatmak için birkaç kez aramam gerekti- genel anlamda memnun kaldım.

Dün akşam saatlerinde İstanbul'a geldim ve yanımda Sessiz Çığlıklar ile Çalınmış Hayat'ı getirdim.
Jaycee Dugard'ın hikayesini okumak istiyordum. Başladım bile.


Belki siz de onu tanıyorsunuzdur, bir ara çok haber olmuştu.
Ön kapağını okuyun, ben bir şey diyemeyeceğim. 
Okuduktan sonra bir yorumu gelecek.

Göz atmak isteyenler için, kitap alışveriş sitesi için buraya bir tık

30 Temmuz 2013 Salı

Dizi Zımbırtıları

Bütün sınavlarım sonsuzluğa ulaştığında kendimi diziye verdim, demek isterdim. Ama sınav döneminde bile ufak kaçamaklar yapıp zihnimi dizilerle rahatlattığım doğrudur.( Tamamen ruhu iyi hissettirmek için sallanan bir düşünce)

Kitap okuyamamanın verdiği sinir bozukluğuyla diziye sarmıştım evet. Kitap neden okuyamıyordum diye sormayın, bilmiyorum. Uzun bir ara uzaklaşıvermişim.

Neyse, benim kadim dostum Supernatural 8.sezonun yarısında kalakalmış sürekli bekliyordu beni. Önce onu tamamlamıştım.


8 koca sezon dilekolay. Artık izlemediğimde ya da onların bölümü varken başka diziye gözüm kaydığında haksızlık etmiş gibi oluyorum, tırıs tırıs kaldığım yerden devam sonra.
Annem benden daha istikrarlı bu konuda. Çatır çatır izliyor hatun her yeni gelen bölümü.


2005'ten 2013'e çocuklar büyüdü. Sam'in ergenliği gitti, Dean hala annemin istediği damat potansiyelinde. Diziye bakış açısı bu ne yapıcaksın.
8 sezonu bitirdik, 9'u beklemedeyiz. 3. sezon haricinde 22'şer bölümden giderek en istikrarlı diziler arasında sanırım.

Daha sonra Hannibal Lecter'ın dillere destan hikayesine el attım. 


Anthony Hopkins'ten sonra Mads abimizi saygı duruşunda izlemeniz gerekecek. Karaktere nasıl hava katılabileceğinin en iyi örneği. Sanki gerçek anlamda kırk yıldır kesip doğrayıp yiyormuşçasına, menüler hazırlıyor sofralar kuruyor. Sen de hayranlıkla izliyorsun.


Biliyoruz tamam duyduk bir yerlerden, dünyadaki en lezzetli etin insan eti olduğunu. Ama bu kadar da özendirilmez ki. Bildiğin iştahımı kabartıyorsun, yanlış yollara girmeyelim Mads.
-Sonrasında da bir gazla kendimi tüm Hannibal filmlerini izlerken bulacaktım-
Bu güzide hikayenin de ilk sezon finalini yaptıktan sonra bir diğer dizi;

Bates Motel.

Benim için yeri bambaşka oldu, olacak.


Alfred Hitchcock'un kült filmi Pshyco'dan ilham alınarak yapılmış ve bence kendisi de kült olacak bir dizi. Norman'la annesinin ilişkisinin en başlarına, Norman'ın ergenlik yıllarına gidilmiş. 
Ve en önemlisi de Charlie'nin Çikolata Fabrikası'ndan da hatırlayacağımız bizim minik Freddie'miz büyümüş de Norman Bates olmuş.


Hem de Anthony Perkins'in o meşhur pozunu vermiş. Onun pozu için de buraya bir tık.

Oyunculukların hepsi ancak bu kadar iyi olabilir bir dizide.
Lost'ta Richard olarak tanıdığımız Nestor Carbonel'de yer almakta. 

Kendimi 2 sezona hazırlamıştım ama şans, kandırılmışım :) 1 sezon güzel bir izleme performansıyla bitirildi. 
Şu sıralar izlediğim en iyi dizi Bates Motel'dir diyebilirim. 

Supernatural 8 sezon olduğundan gözü korkan çok insan var ama, izlemeyenler için Hannibal ve Bates Motel'e başlamak için vakit kaybetmeyin derim. 

Şimdiyse, Under the Dome'dayız. Çok iyi gidiyor. Sezon bitiminde onun için de bir yazı patlatacağım.

Sağlıcakla! :)

28 Temmuz 2013 Pazar

Anı Biriktirmek

Benim uzun zamandır bir defterim var, içerisinde resimlerin, hatıraların, önemli objelerin falan bulunduğu. Bildiğiniz çoğu kişinin tuttuğu gibi bir anı defteri. Kısa-uzun yazılar yazıp sonra açıp okuduğumda mutlu oluyorum, hele ki yazdığım şeylerle ilgili yanına yapıştırdığım objeler yüzümü güldürüyor, yani her zaman öyle olmasa da :) Ama birkaç aydır yazmıyormuşum. Ve o birkaç ayda neler değişmiş neler.



Geçen gün o defteri elime alıp, yanında da binimum kırtasiye malzemeleriyle vakit geçirdim. 
Soldaki kutuyu ben yapmıştım. İçinde yine benim için önemli ufak tefek eşyalar bulunuyor.
Hepsini çıkarıp inceledim tekrardan ve yerlerine koydum. 

Yazacak ne çok şey birikmiş. 
Bayadır böyle, yapmaktan zevk aldığım şeylerle vakit geçirmiyordum.
Bütün gün ortalıkta durdular, ben açtım yazdım yazdım yazdım..
Biriktirdiğim anılar sadece bu yazılanlardan ve deftere yapıştırdıklarımdan ibaret değil.
Bende çer çöp her şeyi bulabilirsiniz.
Yerleştiğim her yeri, zamanı ya da konusu ne olursa olsun köşe bucağa koyulmuş anılarla dolduruyorum.
Etrafa baktığımda onları görmek iyi hissettiriyor.
Zamanında beni kötü etkileyen bir şey olsa bile, o günleri hatırlayarak şimdiki halime daha iyi adapte oluyorum.

Fotoğrafta bana yollanan anısı büyük bir ayraç da var.
Hiç görmediğim uzaklardan bir dosttan.
Sanırım onu kaybettim.
Varlığını ondan gelen değerli anılarla canlı tutuyorum.


O gün sabahlamışım.
Bu da odamın camından bir görüntü.

İyi haftalar dilerim efendim! 

<a href="http://www.bloglovin.com/blog/5058669/?claim=5wcsjv5deg5">Follow my blog with Bloglovin</a>

16 Temmuz 2013 Salı

Veee Burdayım!

Herkeslere selam ederim!
Umarım bu uzuuun ara boyunca hepiniz iyisinizdir. Takip edenler bilir, okulda son yılımdı ve mezuniyete az kalmıştı. Sanırım internet camiasından tamamıyla uzak durdum bu süre içinde. 
Finaller, mazeret sınavları, bütler ve yumurta kapıya gelince mantığı bünyesinde yer etmiş bir Türk evladı olarak koca bir bitirme tezi hazırlama yoğunluğu içinde geçen süreçten kurtulup......



Mezun oldum!

Hayatımdaki en önemli gelişmelerden biriydi bu. Bir an bitmeyeceğinden korkmadım değil.
Şu 3 hatunla 3 yılda neler yaşadım, neler ettim!
Hepsini bu blogta paylaşabildiğim kadar paylaştım.
3'lü hatunların 4. ev arkadaşları oluşum ve 3 oda bir salonlu evin salon kısmının yarısından benim için oda yaratmamız, İzmir'deki en güzel günlerimin başlangıcıydı, biliyordum.
Her anım bir öncekinden güzel oldu.
Yaşanan iyi kötü her günümüz birlikte hiç ayrılmadan geçti.
Birlikte güldük birlikte ağladık, çok klişe!
EVET GERÇEKTEN ÖYLEYDİ.
Ama bambaşkaydı.

Ama onlardan ayrılmıyorum şimdilik, buralardayım.
Umarım Yüksek Lisans şansını da burda yakalayıp diplerinde olurum. 
İzmir bana hep güzellikler getirdi.
Hayalimi gerçek etti.
Hayatımın en güzel şansını verdi.
Bu yollar nereye çıkar bilinmez.

Şimdilik bu kadar benden. 
Bu blog yine Sarı'nın hayat akışıyla aynı seyrinde kaldığı yerden devam edecek.
Çok özledim!

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Slatko'ndan


Sırf anneler günü olduğu için ona özel şeyler yazmak yetmez aslında.
Tabi değerini sadece bir günde göstermek istemediğimden ertesi günü yazısı bu.
Öyle çok büyük süslü laflar etmeyeceğim.
Onun da çok iyi bildiği ve benim her özel günde onunla paylaştığım bir ballad'la dalıyorum yine yazıya.

Yalnızca,
Hayatım boyunca yanımda olduğun ve hep olacağından emin olduğum için,
Beni hiçbir zaman bırakmayacak tek insan olduğun için,
Ne derdimi anlatırsam anlatayım, dünyanın en büyük sorunuymuş gibi dinlediğin için,
Bıkmadan usanmadan akıl verdiğin, çözüm bulduğun, gönlümü ferahlattığın için,
Ve en önemlisi de, Marc Levy'den bir alıntıyla

Üç yıldır "yokluğumu bile affedecek gücün olduğu için"

Teşekkür ederim

Seni çok seviyorum meleğim..

23 yaşındaki kocaman slatko kuzen


"May there always be angels to watch over you
To guide you each step of the way
To guard you and keep you safe from all harm"


"Annemin gözlerinin, ağzının kenarında beliren çizgileri seviyorum. Kendisi nefret ediyor, biliyorum.
Ama bana güven veriyorlar.
Yüzünde gördüğüm çizgiler

İkimizin hayatının izleri"

Marc Levy / Gölge Hırsızı


Fotoğraf boynumda taşıdığım kolyeden. Tam hali için buraya bir tık 

10 Mayıs 2013 Cuma

Geleceğe Yazdığın Mektupların Oldu Mu?

Ben, küçük yaşta fiziksel olmasa da ruhen büyümenin ne demek olduğunu anladım.
Çünkü her isteği her dileği olan ve lüks içinde yaşayan bir çocukken, bir dönem aniden maddi olarak neredeyse her şeyimizi kaybettik. Çok uzun zaman önce.
Herneyse.
Kafamdakini susturacak gücüm bile yokken, bir anda büyüdüm.
Büyümek istedim.
Büyük gibi davranmak zorundaydım. Evet tam anlamıyla aradığım kelime bu sanırım.

Bütün bunları şu sıralar neden mi hatırlıyorum?
Bir film düşünün, çocukluğunuzdan kalma mektupları tek tek açıp okuduğunuz.
Her bir satır sizin için yazılmış, sahneler sizin için çekilmiş.
Başroldeki karakterin küçüklüğü bile, sizinkine benzer seçilmiş. Sarışın, iki kuyruklu ufak bir kız çocuğu.
7. yaş gününe girerken, gelecekteki kendine yazdığı mektupları bir notere teslim ediyor.
40.yaş gününde, itibarlı, idealist ve işkolik bir hatuna dönüşmüşken o mektuplar eline ulaşıyor ve hikayemin benzeri de bu mektuplarda yazıyor.


“Sevgili ben.Taşındığımızdan beri annemi izliyorum. Yorgun, üzgün. Ama yine de bize hikayeler okuyor. Artık peri masalları istemiyorum.

Artık en çok büyüdüğümün hayallerini kuruyorum. Artık hayallere inanmıyorum, ama hırsa inanıyorum. En iyisi olmak istiyorum. Hayran olunmak, saygı duyulmak, korkulmak istiyorum. Bütün yalanları ve ihanetleri unutmak istiyorum. Artık ben yalan söylemek ve kendi yalanlarıma inanmak istiyorum.

Büyümeye karar verdim.”

Fotoğraf tanıdık, sahneler tanıdık.
Ama en tanıdık olan, işte bu alıntı.
Hayat ilginç, çünkü şimdiye kadar ne olduysa iyi ki olmuş diyorum.

Filmin orjinal adı: L'age de raison
Türkçe'ye Aşka Fırsat Ver olarak çevrilmiş. Ve çok güzel bir Belçika-Fransız romantik-komedi filmi. 
Ev arkadaşımız Duygu'ya ise bize bu filmi izletip Şebnem'le beni duygulandırdığı için ayrıyetten teşekkür ederiz.

Evet ama, gerçekten romantik-komedi. Bakmayın bizim her halta duygulanan bir yapımız var :)

Kitap Almama Sözü Nerede?

Uzun zamandır kitap almamak için kendime söz vermiştim. Çünkü çok fazla para harcadım ve artık yememe içmeme de engel olmaya başlamıştı.
Zaten hep öyle olmuştur benim kitap alışlarım. Yiyip içmem, istediğim bir kitap varsa mutlaka alırım. Ama sanırım şu sıralar ciddi boyutlara ulaştı :)
Ama, bizim evin evlatlığı Aytaç'la onun bütün işlerini hallettikten sonra Çankaya'da Sevgi Yolu'ndan yürüdük.



Jack London manyağı bir insanım. Bayadır iyi bir biyografisini okumak istiyordum.
Bunu görünce dayanamadım, zaten Aytaç da benimle Sevgi Yolu'na girmekle nasıl hata yapmış olduğunun erken farkına vardı.
Kitabı kaptıktan sonra sağa sola bakmadan hızlıca çıktık oradan.


Ama eve dönerken, Kıbrıs Şehitleri'nde bir sokak satıcısında gördüğümüz 1.baskı kitaba kendisi de dayanamadı ve baya bir inceledik.
Buddenbrooks'u bir yerden duyduğuma emindim.
Nobel ödüllü bir Thomas Mann kitabıydı.


Onu orda, taş kaldırımda yalnız bırakamadım ve aldım.
Bir kitap ancak bu kadar güzel kokabilir.
Eski, tozlu bir kitap kokusu.

Bu ikisi gerçekten şu sıralar aldığım son kitaplar olacak, tamam.
Yani kendime yine bu sözü vermekten bir şey çıkmaz diye tahmin ediyorum.

Bu aradad bloglovin'e kayıdımla birlikte sevdiğim bir çok blogu da okumak da kolaylaştı. Yavaş yavaş eklemeye başladım. Her şey çok karmaşıktı yoksa.



Bir fashion widget'ı olsa da ben çok sevdim bunu, buyrunuz :)

5 Mayıs 2013 Pazar

1 Mayıs Yazısı

1 Mayıs günü uyanabilceğimden şüphe duyuyordum ama otomatikman ayarlanmış gibi tüm yorgunluğuma rağmen kalkıp Duygu'la alana koştuk. 
İstanbul'da benim 1 Mayıs'a katılmam yasak. Zamanında kaçıp gösterilere katıldığım olmuştu. Ama İzmir'de rahatlıkla alana gidebiliyorum.


Biz aslında Ege Üniversitesi Topluluğu ile katılacaktık. 
Sonra TKP ile gitmeye karar verildi ve Cumhuriyet Meydanı'na gidip kortejler oluşturulana kadar bekledik.
Çok uzun bir süre bekledik çünkü alfabetik sırayla çıkıldığından en sonlara kaldık.


Alandaki en güzel grup Eğitim Sen'di tabi.
Duygu'yla çoğu zaman aralarına dalıp öğretmen babasının arkadaşlarını aradık. 
O sırada bir çok insanla konuştuk.


Eline boyundan büyük bayrak tutuşturulunca hatun biraz mahvoldu tabi. 
Havanın sıcaklığından bahsetmek istemiyorum bile.


Mehmet bayrağı devralıp taşıyan kişi oldu. 
İkisi de saatlerdir beklemekten yorgun düştü.


Alan sıcak, ayakta bekliyoruz ama yine de günün vermiş olduğu mutluluk var.
Ayrıca giydiğim kısa kollu tişörtle müthiş bir zeka başarısı göstermiş ve günün sonuda amele yanıklarımla kalıyor olacaktım.


Diğer gruplardan kopup gelen arkadaşlarımızla da TKP altında buluştuk.
Beri'yle 1 Mayıs geçirmek müthiş çünkü;


Hatun nerede halay görse oraya dalıyor!
Onlar geldikten sonra çok eğlendik. 
Solcu Liseliler'in arasında katılıp halaya da dahil olduğumuz doğrudur.


Kortejler oluşturuldu ve Gündoğdu Meydanı'na doğru yürüdük.
Sloganlar ve yüzlerce emekçiyle birlikte.

Biz İzmir'de bulunduğumuz yerde çok güzel ve olaysız bir, 1 Mayıs geçirdik.
İşçi ve emekçilere destek olduk, günün sonundaki yorgunluk bütün günün güzelliği için değerdi :)

24 Nisan 2013 Çarşamba

Bir İstanbul Çilesi

İstanbul'a gelir gelmez yığınla misafir ağırlamak, dünü yeterince yorgun kapatmama sebep oldu. Bu sabah uyandığımdaysa, ananem tarafından defalarca dürtülerek uyandırıldım. Evet sinirlendim, ama özlemişim. Napayım.
Ablamın Eylül 1'de evlenecek olması ve benim yeterince geniş bir insan evladı olmam sebebiyle, aylar öncesinden giyeceğim elbise-ler aradan çıkarılsın istenmiş ve buralara kadar getirtilmiş bulunmaktayım. Bugün bu amaca yönelik bir atak gerçekleştirip, ablam ve annemle Kapalıçarşı'nın kalabalık kollarına bıraktık kendimizi.


İlk başta sakin gibiydi ortalık. Ama ben sonra bütün İstanbul'un orada toplanacağını nerden bilebilirdim ki.
Zaten alışverişten nefret ediyorum, onu geçtim İstanbul'un bu iğrenç kalabalığıyla birlikte kendisinden de nefret ediyorum. Bir de üstüne o kalabalığı yara yara yürümek hiç iyi gelmedi bana.

 

Daha ilk dakkalardan yenilgiye uğramış bir Sarı var buralarda. 
Neden, çünkü gittiğimiz nalet olası terzinin ağzındaki sakızla benimle iletişime geçtiğini sanması beni tüm gün sürecek bir sinir harbine maruz bıraktı.
Nasıl aptallaştığımın ispatı gibi bu.
Nolur o sakızı hunharca çiğnemeden önce bir düşünün!
Ahh.


Dışarlarda hava aldık, dinlenmeden yorulmaya fırsat olmadan bütün çarşıyı alt üst ettik.
İtinayla bana kumaşlar seçildi, ne söylendiyse he dedim. Çünkü ben kıyafet işinden anlamıyorum.
Neyse ki nikahta kırmızı giyeceğime hem fikirdik.
Elbiseyi de en azından bir emeğimi yansıtmak amaçlı kendim çizmeye karar verdim.
Derin bir yırtmacı olacak ve dekolteyi de basacam. Bana bırakmayacaktınız.


Yorgunluk ve sinire rağmen yine de yüzümde masum bir gülümseme hakim. Yoksa yanımdaki hatunlar beni lime lime edecekler!


Ne kadar yorgun olsam da, onlarla vakit geçirmeyi çok özlediğim için hiç sesim çıkmadı.
Her söylediklerine beklenmeyecek şekilde anlayışla karşılık verdim, ilk defa.
Zaten içim huzur dolmuş arkadaş.

Eve döndüğümüzdeyse, en son ananemin o müthiş yemeklerinden yerken kendimden geçmişim.
Geldiğinden beri napıyorsun desen, vericeğim tek cevap yemek yiyorum! olucaktır zaten.

23 Nisan 2013 Salı

Sınavlarla Geçti Günler..

2 hafta boyunca yığınla sınavım vardı. Öyle çok streslere girdiğim söylenemez, sanırım ilk defa. 
Hep daha rahattım, yayarak çalıştım falan. Hızlı bir tur atacağım fotoğraflarla :)


İbret olsun diye Forum'da içtiğim o nalet olası kahveyi ekliyorum.
Hayatımda öyle kaynar bir şey içmedim ve damaklarım 1 hafta şiş dolaştım. Kimsenin bana inanmayışı da cabası tabi.


Eve çıkmadan önce, Ege Üniversitesi Öğrenci Köyü'nde kalıyordum. Blogu takip edenler bilirler.
Sınavımın test değil de klasik oldğunu öğrendiğim bir gün, koşturarak rapor alıp sınava girmeyişimden sonra anılarımı yad etmek için köye koştum.
Bütün blok ayağa kalktı, yöneticimin beni görmesiyle. 
Mutluluk sebebi olduğumu söyleyen bir sürü insan var orda. Ben zaten mutlu olduğumdan, saçıyorum etrafıma demek ki.


Ev arkadaşlarıyla birlikte dışarda vakit geçirmek için, bir tiyatro yapalım dedik.
Üniversite tiyatrosunda, Getto'yu izledik. 
Tamamen profesyoneldi gençler. Hayran kaldık diyebiliriz.


Günlerimi yayarak anlatıyorum :)
Evde oturduğumuz bir gün, "Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü?" günümüzdü.
Çook eskiden izlemiştim. Hatunlarla toplanıp tekrar izleyince bazı yerlerde yine kendimi gördüm.
Trajikomik bir hikayenin başrol oyuncusu gibi.


Evlatlığımız var demiş miydim? :)


Şebnem'le Duygu bir cuma günü bisiklet kiralamışlar. Ben yanlarına gidince, Duygu'yu önüme alıp sürmek zorunda kaldık.
Bir de elimize oturduğumuz kafede gül tutuşturdular.
Adalar'da bisiklet süren iki sevgili gibi dolandık Bornova sokaklarında :)


Şebnem, Özkanlar'dan Bornova'ya kadar bisiklet kullanmayı bilmediğini söyleyememiş.
20 dakikada öğrendi.
Tatlılıktan gebericek bir ev arkadaşım var.


Şebnem'in tripli halde evden çıkıp kıçını dönüşü.
Ne olduğunu hatırlayamayacak kadar çok gülmüştük :)


Ve sonunda valizimi toparlayıp, İstanbul'a geldim. 
Benim genel valiz anlayışım iki parça eşya ve, yığınla kitap defter. 
Gelmeden önce uyarı almama rağmen kitap doldurdum. Onlar olmadan nefes alamıyorum çünkü.

Herkese tekrar tekrar merhabalar! 

22 Mart 2013 Cuma

Kısacık

Bilgisayarım bir hıza kavuştuğu için sürekli gelip yazasım var. Öyle çok özlemişim!
Uzun zamandır internete bile telefondan bağlanan biri olarak, şu minibukumun yüzüne bakmaz olmuştum. Bir format nelere kağdir.

Tire olsun, okul ve ev olsun hayat devam ederken yazacak bir çok şey birikti aslında. Her şeyi günlere yayıp rutin bir hal kazandıracağım yine. Blog olmadan pek tad alamadığımı fark ettim. 


Asasör'e gittim mesela! 
Evet bu gayet normal bir durum ama, 3 yıldır burada olmama rağmen "nedense" hiç fırsatım olmamıştı.
Sonunda Şebnem'le bir akşamüstü vakti gidip, hava kararıncaya dek oturduk, şiir okuduk.
Öyle güzel sohbet ettik ki, sanırım 3 buçuk saat boyunca aynı yerden kalkmamışız.


Bir gece vakti, bizim evlatlığımız Aytaç kendi evindeyken ne yaptığımızı merak edip sorduğunda cevabımız "ev hali" temalı bu fotoğrafla oldu. Pek düzgün olduğumuz söylenemez.


İibf sıralarından, bir ders arası fotoğrafı.
Şu sıralar okula bolca gidip, derste bolca kitap okuyorum. 
Bu bir ironi olabilir ama, önümde okunacak bir şeyler olduğunda daha iyi konsantre olabiliyorum belki.
Sıkılmamı engelleyecek şeyler bunlar. Yoksa bunca sene gittiğim okullarda vakit geçmezdi :)

Yavaş yavaş anlatacak şeyleri toparlayıp günlük akışında devam edeceğim. Resimleri de format geleceği için hep başka yerlere aktardığımdan kısa anlatımlar olabilir şimdilik.
Bloglarınıza saldırmanın vakti geldi, geçiyor bile!