7 Eylül 2012 Cuma

Bir Karadenizlinin Misafirperverliği

Onca kafa dağıtma operasyonundan sonra, arkadaşlarımın yanında aldım soluğu bugün.
Toplandığımız kişi Trabzon, Of'lu ve delicesine marifetli bir hatundur.
Yani misafirperverliği kökeninden geliyor olsa gerek diye düşünürüm hep :)


Şu sofraya baksanız, anne eli değmiş kesin dersiniz ama..
Yok değil.
Önümde koskocaman çikolatalı bir kek varken, o sofradan saatlerce nasıl kalkabilirdim ki!
Feci şekilde aç olmamla birlikte, tabi ki uzuuunca bir zaman kalkmadım.


Ben mamalarımı önüme bu şekilde aldım, daha arkadan gelenler var tabi ki.
Börekler, tatlılar.
Gözüm çok dönmüş, nasıl yediğimi hatırlamıyorum.
Zaten yemek bloglarına girip kaybolmam da hep bu bitmek bilmeyen açlığım yüzünden.


Sonra böyle balkonda, hep birlikte olan fotoğraflarımız arasına üç bininciyi ekledik.
Öyle çok eksik var ki burada, bir kere oğlanlarımız yok.
Kız kıza toplanalım diyip onları biraz satışa getirmiş olabiliriz, ama bu sadece bizim ve bu blogun okuyucuları arasında.

İşte bu insanlar yine bana Arel'den yadigarlar :)

Arel de nedir ki diyorsanız buraya tık tık.
En soldaki dost için yazdığım yazı 2 post aşağıda ama ben linkini de ekliyeyim, buyrunuz buraya.

1 Eylül 2012 Cumartesi

Yine Bugünlerde


Şu sıralar yaptığım en hareketli iş, Moskova maçına gitmekti.
Onda da berabere kaldık zaten. Elendik de.
Yani burdan durum anlaşılıyor ki, her şey yeteri kadar ters gidiyor.

Sıkıldım diyince insanlar bunu üstüne alınıp onlardan sıkıldığımı sanıyor ama ben bu durumdan da sıkıldım.
Bu durum geçmek bilmiyor çünkü, hep alınganlık hep endişe, sürekli bir "üstüne gitme" duygusu var etrafta.
Sanki ne kadar çok yüklenseler, o kadar çok içleri rahat ediyor gibi. Öyle de zaten.
Ne kadar çok laf söyleseler, daha doğrusu "laf soksalar" her şeyin düzeliceğini sanıyormuş gibi.
Git gide beni dibe çektiklerini fark etmeden tabi bütün bunlar.

O eski kendine güvensiz, ayakları üstünde duramayan, ne yöne gideceğini bilmeyen, en basit kararlarına bile sahip çıkamayan ve en çok da kendinden nefret eden o iğrenç insan gülümsüyor bana uzaktan, ben görmezden geliyorum.
Bir göz kırpsam, bir daha geri dönemem çünkü.
Keşke yılın belli zamanlarında sürekli onunla başa çıkmak zorunda bırakılmasam.
Evet, şimdiye kadar bu sorunun hep kendi içimde olduğunu düşünürdüm ama öyle değilmiş.
Senin içinde her ne oluyorsa, hepsini insanlar yönlendiriyor aslında.
Hatta en sevdiklerin, ben bunu yeni öğrendim.
Olsun.


Daha bir kaç gün önce görmeme rağmen, az önce resimlerine bakarken yine özledim şapşalı.
Bu sıkıcı gönderiyi onunla bitireyim.
Umarım bir dahakine böyle şeyler yazmak zorunda kalmam, sizleri de sıkmam.