10 Mart 2013 Pazar

Tanrıça'nın Hatırlattığı

 
Bomboş hissettiğimi yazmıştım bir önceki yazımda.
Öyle boş ki, hiçbir şey hissetmemek gibi. Acıyı veya neşeyi. O boşluğu duymak sadece.
Birkaç gün boyunca öyle devam etti ki, arada bahsettiğim kendi cehennemim bile uğramadı bana.
Ona yarayacak bir parçam bile kalmamış gibi.
Bundan faydalanıp doyurmaya kalkışmadı kendini.
O bile uzaklaşıp gittiyse ve ben hağla böyle hissediyorsam, bir yerde sıkıntı olmalıydı.
 
Nasıl aştığımı hatırlamıyorum. O geçiş yok bende.
Sadece sarıldığım insanlar var. Öyle, baya kocaman.
Bir o kısmı hatırlarım.
Seni o berbat ruh halinden çıkarıp, susup sarılırlar ya sadece.
Hah! İşte öyle önemli bir şey daha yok aslında.
 
Sonra bu Tanrıça var. Bazı zaman aklımdan çıkan her şeyi seriyor önüme.
Her bir sözüyle.
 
"Young girl ain't got no chances
No roots to keep her strong
She's shed all pretenses
That someday she'll belong
Some folks call her a runaway
A failure in the race
But she knows where her ticket takes her
She will find her place in the sun"
 
Diyor mesela.
Eyvallah diyorsun.
Kafandaki her şey, geri oturuyor yerlerine.
Sonra bir bakmışsın, boşluk kalmamış. Yapacak yığınla iş varmış.

O hayal orda duruyor.
Yemişim kocaman boşluklarını.
Sana sarılanları bırakmadan devam et mesela.

8 Mart 2013 Cuma

Koca 5 gün

Hayatım boş gibi hissediyorken, bu hafta okula düzenli gidişlerle bir istikrar sağladım sayılır. Vakit geçiremediğim insanlara zaman ayırdım.



 
Beni, yanlarına uğramadığım gerekçesiyle öldürmekten son anda vaz geçen güzide insanlar.
Okul taraflarıdan. Dersten çıktığımda eskisi gibi birlikteyiz yine.
Çok özlemişim.
 
 
Yeni huzur yeri. Büyükpark Teras Cafe.
Önce fazla huzurluydu, sonra arka masaya oturan kadın konuşmasıyla bizi mahvetti.
Yorgunluktan bitap düşmüş bir halde kalktık masadan.
İçimize etti ve çantasını alıp uzaklaştı.
Hağla o sesi kulaklarımda. Nasıl bir şeydin sen la.
 
 
Japon balığına dönüşen ev arkadaşım var benim.
 
 
Diğer bir ev arkadaşım Duygu'ysa çok eğleniyor.
Solda fotoğrafa sonradan dahil olabilmiş gibi görünen Aytaç ise, bizim evin oğlu.
Evlatlığımız. Besliyoruz arada onu.
 
 
Günlerce internetimiz yoktu, bölgede yapılan çalışmadan dolayı.
Elimizde bilgisayar olmadan oturduğumuz günleri hatırlayıp pis 7'liye sardık.
 
 
Şebnem blogda sıkça bilinen ev arkadaşlarımdan tabi. Çok ciddiler.
Pijama partisi tadında olmuş biraz sanki.
 
 
Aslında Alsancak'ta Cafe Del Mundo'ya yani bir gezginin açtığı kafeye gitmek istemiştik.
Öyle bir hevesle hem de!
Yoğunluktan giremeyince, kordon kafelerine kaldık.
Ama ulaşacağım o kafeye en sonunda!
 
 
Bu aslında tipsiz gibi görünen yiyecek, sıcak çikolatalı irmik helvası.
Evde imkanı bol bulunca, Şebnem içine yaratıcılığını katmış.
Tadı müthişti, o ayrı.
 
Onlardan ev arkadaşları olarak bahsetmek kötü aslında. İkinci ailem demeliyim.
Bir aileyle yapılan her aktiviteyi gerçekleştiriyoruz.
Çay demleyip, televizyon karşısında "çiğdem" çitlememiz en basit örneği.

 
Böyle geçmiş benim hafta arası hallerim. Bilgisayarım yavaşlıktan vazgeçtiği zamanlarda yazışmak üzere!