6 Eylül 2015 Pazar

Bir Zarf, Bin Mutluluk! / Bir Kalem Bir Silgi


Bu yazıdan herkese daha özel bir "Merhaba" diyorum!
Bir zarfın içine, kocaman mutluluklar sığdırmak ister misiniz?
Çocukları sevindirme projesi olan Küçük Arkadaşımın  #birkalembirsilgi projesinde hiçbir maddi yardım kabul edilmiyor. Yalnızca zarf için belirtilenler kabul ediliyor. Hatta söylenen sayılardan eksik veya fazla olmamasına özen gösteriyorlar.
İstediğiniz sayıda zarf yapabilirsiniz.
İsterseniz görseldeki adrese kargoyla, ya da elden de teslim edebilirsiniz.
Hazırlama ve kolileme işlemlerine katılıp destek de verebilirsiniz.
Hatta zarfın içerisine bir de Küçük Arkadaşınız için not veya mektup eklerseniz, mutluluğu daha da arttırıp çoğaltırsınız. Belki de eğer isterseniz merakla ve heyecanla sizden gelecek bir posta bekleyen mektup arkadaşınız olabilir :)

Zarflar tek tek kontrol ediliyor notlar,mektuplar okunuyor ve kolilenip ihtiyacı olan köy okullarına yollanıyor. Etrafınızda tanıdığınız, bildiğiniz köy okulu öğretmenleri de varsa ve haberdar ederseniz nasıl da güzel olur.:)
Merak ettiğiniz daha çok bilgiye ulaşmak ve köy öğretmenlerimizin iletişime geçmeleri için yenilenen web sitesi hemen bir tıkla şurada; Küçük Arkadaşım

Bloglarınzda paylaşıp destek olmanız için benim sevgili ev arkadaşım Şebo (evet hala öyle olsun ne olacak yani :) ) bir mim olarak başlatmış. Bu Mim'e katılsak, ulaşabildiğimiz kadar çok insana ulaşsak, mutluluğu katlasak çok daha güzel olmaz mı?
Haydi dört bir yana dağılalım o halde! :)

27 Ağustos 2015 Perşembe

Rengarenk Murakami


  Murakami okumaya İmkansızın Şarkısı ve Sahilde Kafka ile başlamıştım. Kafka Tamura hala hayatımda bir yerlerde dolanmaya devam ediyor. Hayatınıza giren bir kahraman bir daha çıkmıyor. 1Q84'te olduğu gibi.

  Aslında Murakami öyle tuhaf bir yazar ki, ya çok seviyorsun, ya da hiç haz etmiyorsun.
Gördüğüm kadarıyla "eh işte" diyene rastlamadım. Hep bu ikisinden biri. Hoşlanılmamasının nedeni aslında basit. Hikayede kesinlik isteyenler, "tamam kitabın sonu öyle bir bitecek ki, her şey yerine oturacak ben de rahat bir nefes alacağım" diyenler, genel anlamda kitaplarından hoşlanmayanlar diye düşünüyorum ki çok anlaşılabilir.Çünkü gerçekten insan bazen yazarı da sevse, ne yazsa okuyacak durumda olsa da o "son" kısmın direk bir yere bağlanmasını istiyor.

  Ben çok sevenlerdenim. Bayılarak okuyanlardanım. 1Q84'ün çok sevdiğim kısımların altlarını çizerek, post-it leyerek okumuştum. 1250 sayfa olmasından dolayı da ortaya böyle rengarenk bir görüntü çıkmıştı. Yoksa Murakami'nin öyle "renkli" bir dünyası olduğu söylenemez :)

  Kaygılarla, umutlu umutsuz sevgilerle, gizemle, olağandışılıkla doludur. Önce seninle tanışır ve fonda hiç durmak bilmeyen bir playlist ile yolculuğuna eşlik etmeni sağlar. Yönü o belirler, durakları da o seçer. Gittiğin bardaki içkiyi, mola yerinde yediğin yemekleri, yol için zulaladığın her şeyi o ısmarlar. Gerçekleri söyler, kalbini kırar. Meraklandırır, sabrettirir. Son ipuçlarını açtığında seni müsait bir yerde indirip kendi hikayesini sana emanet eder. Orası sayfaların bittiği yer işte.

Sonu kurduğum hayallerle renklenen, ya da daha çok dibe batırdığım kitaplar. Demem o ki, kitaplarında son diye bir şey yok. Olduğunu sanıp rahatlasanız da, bir bitiş cümlesiyle bin kapı açabilirsiniz.

Ne adammış be! :)

Rengarenk Murakami'den birkaç alıntı, tespit vs. Fonda Sinfonietta ile;